AYNAYA ‘HOH’ YAPIP BAKAN, ‘NAH’ GÖRÜR
Haber
03 Mart 2021 - Çarşamba 16:26 Bu haber 1266 kez okundu
 
AYNAYA ‘HOH’ YAPIP BAKAN, ‘NAH’ GÖRÜR
GÜNDEM Haberi
AYNAYA ‘HOH’ YAPIP BAKAN,  ‘NAH’ GÖRÜR

AYNAYA ‘HOH’ YAPIP BAKAN,  ‘NAH’ GÖRÜR

Alışkanlıkların huy edinilmesi neticesi örf-adet, nihayetinde gelenekler oluşur. Elbette, alışkanlıkların modeli markası iyi veya kötü gelişmelerle şekillenir.

Olaya, siyasi yozlaşmanın doruk noktalara tırmandığı ortam gerisinden bakılırsa, olumsuz yapının yükseldiği görülür.

Olumsuz yapı elbette bu günle ‘Kaim’ değil. Tarihi bir serüveni var. Hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik, siyasi gerginliğin tarihi eski. Gündemi etkileyen kötü hava şartları mevsimlik... Pandemi/salgın gibi konular ise kısmi… Ancak, her halükârda yaşam kalitesine olumsuz etkileri olduğu muhakkak.

Olaya ekonomik bakalım. Son 15 yıl içinde kişi başına düşen milli gelir 2006’dan bu yana en düşük seviyeye inmiş. Bir yılda 528 dolar azalmış. Kişi başı gelirin insanımıza yansıması nedir bilmem ancak, azalması ‘İnsanımızın yoksullaşması’ olarak değerlendiriliyor. Daha da ileri gidilip, ‘Ekonomide kemik erimesi’ olarak değerlendiriliyor.

Olaya ‘Erime’ açısından bakılırsa durum sadece ekonomi değil; sosyal ve kültürel açıdan da vahim. Sosyal açıdan bakıldığında ‘Birlik-dirlik’, siyaset baltasının darbeleriyle her geçen gün biraz daha yontuluyor.

Kültürel açıdan bakıldığında ise görmek istediklerimizin yansıması olan ‘Ayna’ flu. Yaşam alanlarındaki tüm etkinliklerde bir buğulanma var.

Buğulanmanın sebebi, yaşamı hor kullanmamız. Siyaset/seçim /menfaat sacayağında bireysel çıkarlar; rakibi/komşuyu/ arkadaşı değil, adeta geleceği törpülüyor. Yani, yaşama kültürünün aynasına ‘HOH’ diyor ve görüntü bekliyoruz. Elbette netice de alacağımız koskoca bir ‘NAH’ olacak. Ayna’nın, davranışların göstergesi olduğunu anlıyoruz ama; maalesef zaman geçmiş oluyor.

Benim doğrum, benim hırsızım, benim partim, benim çıkarım gibi saplantılar; iyi /doğru /güzelin hayat sahnesinde kaybetmesine, mutlu olma şansının azalmasına neden oluyor.

Velhasıl-ı, kötünün alışkanlık haline gelmesi, kötüye karşı direnci koruyor. Siyasi yozlaşmanın ürünü olan imkan ve fırsat bencillerinin yarattığı ‘Ahlaki bozgun’ meşrulaşıp, sütre gerisinden çıkıp, hayatın ortasında yalın-kılıç dolaşıyor.

Yani, ortaya ‘En vahimi’ olan ‘Böyle gelmiş böyle gider’ gibi kötü bir cümle ve örf/adet olmaya namzet bir ‘gelişme’ çıkıyor. Günümüzün geçerli yaptırımı olan ‘Kanun gücünde kararname’ gibi ‘Göğüs’ hançeremize saplanıp yaygınlaşıyor.

Yani, ‘Yaşam kalitesi’ dediğimiz, bugün toplumların ulaşmayı amaçladığı en önemli evrensel hedeflerden birisidir. Bu hedefler Fiziksel, güvenlik, sosyal, saygı görme gereksinimleri, kişisel ilgileri gibi maddi/manevi başlıklarda toplamak mümkündür.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; kemik erimesi veya şahsiyet erimes... Ne derseniz deyin.

Çözüm, ‘Zararın neresinden dönülürse kârdır’ sözüne binaen ‘U dönüşü’ yapmaktır.

Eskilerin, insanları icraatlarından çok sözleriyle değerlendirip teraziye çıkarttıkların hatırlayıp, böyle gelmiş böyle gider sözünü bitirmemiz gerekiyor.

Unutmayalım. Sözün doğruluğu da yetmezdi. Sözün güzel söylenmesi gerekirdi.

Yani, karşı tarafı ikna için kullanılan sevgi dili, kuşdili, ilim dili, sözün doğruluğunu bozuyorsa; aynaya yine ‘HOH’ tesiri yapar.

 

MADENCİ DEYİP GEÇMEYİN

Taşkömürü üreticiliğinin Başkenti’ Zonguldak’ta üretim devlet, özel sektör ve kaçak ocaklar yoluyla yapılıyor.

Kaçak ocaklara resmen göz yumulmuyor. Ancak, olaya şaşı bakıldığı gerçek… Sebebi de, dar gelirlilerin ekmek yemesi, resmi kanaldan alınmayan kürlerin bir şekilde ekonomiye katılması.

Elbette, dünyanın en riskli mesleklerinden biri yeraltı madenciliği... Dolayısıyla ölümlü ve yaralanmalı kazların olması kaçınılmaz.

Zonguldak’ta, ölümlü iş kazaları konusunda dünya sıralamasında yerini alan şehirlerdendir.

Dün, 3 Mart 1992 yılında meydana gelen kazada kaybettiğimiz 263 Madencimizi andık.

Aslında her geçen gün maden ocaklarındaki çalışma şartları, bin önce ki yıla göre modernleşiyor. Yasalar biraz daha işçi sağlığı-iş güvenliği açısından önlem almaya yönelik değişiyor.

Sendikalar, her ne kadar üye sayılarının artması için ‘İstihdam’ edebiyatı üzerinde yaşam kursalar da, devlet ve kurumlar, insan sağlığına verdikleri önemi arttırıyorlar.

Gün itibarıyla üretim kapasitesini arttıran ve ekonomiye katkısı her gün artan Özel Sektörün önemini unutmamak gerekir.

Düne göre, kaliteli yani yüksek kalorili taşkömürü, üretim ve istihdam önlemleri çerçevesinde değerlendikçe, konutlarda ısınma maksatlı kullanılmaktan kaçınılıyor.

Yine de, kömür konulu tartışmalar, kurum ve kuruluşların ‘Maksat-a matuf’ bakışlarıyla mesafe almaktan uzak.

Resmi Kurum ve özel kuruluşlarda, mekanik ve yarı mekanik sistem dediğimiz, ‘Pazu’ gücünün terkedilmesine dayalı üretim modellerinin icraata girmesi, işçi sağlığı-iş güvenliği konularındaki olumsuz gelişmeler önünde fren gibi gözüküyor.

İnşallah, değil 263 ölümlü kaza, bir tane madencimizin burnu kanamaz.

Yer üstündeki insanını ekonomik darboğazdan kurtarmak için, yeraltında canını-kanını veren madencimize Allah kolaylık versin.

 

MADEN ŞEHİT YAKINLARI VE EMEKLİLER

Maden şehitlerimizi anma toplantıları çerçevesinde, sorunlarda elleniyor elbette.

Dün 1992 yılında meydana gelen maden kazasında kaybettiğimiz 263 maden şehidini anarken; maden kazasında ölen bazı madencilere tanınan hakların bazı madencilere tanınmaması gündeme getirildi.

Bilindiği gibi 2014 yılında SOMA’da özel sektör işletmesinde 3012 madenci hayatını kaybetmişti. Bu faciadan sonra ciddi önlemler alındı, denetimler arttı. Maden şehitlerinin yakınlarına da bazı haklar tanındı.

Ancak, 1992 Kozlu Grizu faciasında şehit olan 263, 1983 Armutçuk grizu faciasında şehit olan 103 madenci yakınları bu haklardan yararlanmıyor.

10 Haziran 2003 ve 13 Mayıs 2014 tarihleri sonrası şehit olanlar bu haklardan yararlanamıyor.

GMİS Genel Başkanı Sayın Hakan Yeşil’in verdiği bilgiye göre, bu haklardan yararlanamayan madenci yakınlarının sayısı 500 civarında imiş.

Aynı konu ‘Emekli maaşları’ içinde geçerli. Prim kazancı ve primlerin ödeme gün sayısı aynı olmasına rağmen; farklı tarihlerde emekli olunması halinde, emekli aylıkları eşit olmuyor. Bu durumun düzeltilmesi için güncelleme katsayısı ve aylık bağlama oranlarında eşitliği sağlayacak İNTİBAK dediğimiz düzenlemeler yapılmasını istiyoruz.

Elbette, iş ekonomiye dayanıyor. Ancak, kazancını kutsallaştırmak için ödediği vergi ile devletine katkı yapan işçinin, bu şekilde bir ayrıma tabu olması, moral bozucu.

Ortada bir gerçek var. Ortada bir ayrım var.

 

629 ADIMLIK ŞEHİR VE PROTOKOL ADABI

Yaşam kalitesinin artması için, maddi olarak yatırımların artması yanında; manevi olarak bazı hususlarında gerçekleşmesi gerekir. Çünkü manevi tandanslı gelişmelerin eksikliği birlik-beraberliği bozar.

Geçenlerde İktidar Partisi il başkanı Zeki Tosun’un, iki yıl sonra yeniden ‘Muhalefeti dinleyeceğiz’ açıklama yapmasını eleştirmiştim. ‘İki yıldır neden dinlemediniz’ diye sormuştum. Konunun yeniden gündeme getirilmesi ’Keyf’ olabilir ancak, ‘İtimat’ olarak negatif tesir yapar.

Bazı işler vardır ‘yersen’ manasında uygulamaya sokulur. Seçilmiş ve atanmışın, bu ‘Yersen’ çıkışları çoğu zaman ‘Yenmez’. Bu gibi işlerin tekrarı halinde, işin sahibinin fiyakası zedelenir.

OSB yönetimlerine CHP’lilerin alınmayışı, demokrasinin olmazsa olmazlarından muhalefetin yok sayılmasıdır elbette. Üzülmez’deki proje tanıtım toplantısında yine CHP’lilerin davet edilmesi ‘Gözdağı’ niteliği taşır.

Halkın gözünün içine baka baka ‘Siyasi yozlaşmanın’ tarif ve tatbikidir bu.

Bu tip ‘siyaset siperi’ ardındaki ‘taarruzlar’, gelecek seçimler için koltuk deruhteliği açısından işe yarayabilir, ancak; gelecek nesiller açısından yaşam aynasına ‘HOH’ deyip, nemlendirip, görüntü zafiyeti yaratmaktır.

Dün, Maden Şehitlerinin anma gününde yine bir olay yaşandı.

Toplantıya katılanların konuşma sıralarına müdahale edilmiş. CHP milletvekili Sayın Deniz Yavuzyılmaz’a, protokol gereği sıra sözü verilmemiş.

Bahane, hikâye… ‘Konuşmak istediğinizi bilmiyorduk’ demişler. Özrün kabahatten büyük olması diye buna denir işte.

Bizim derneğin kongrelerinde bile gelen misafirlere ‘Konuşmak ister misiniz?’ diye soruyoruz. Konuşmak isteyeni, ‘Makam/protokol’ sırasına koyuyoruz.

Bu toplantıyı düzenleyen kimse, protokol sıralamasını bilmemesi ‘Abesle iştigal’.

Biliyor da, iktidara yaranmak için böyle bir işe tevessül ettiyse yine ‘Yaldızlı yanlış’ var.

İlginç ya…

‘Tahammül’ denen olgunun yerleşmediği toplumlarda, ‘sevgi-saygı’ görmenin mutluluğu yaşanır mı?

Yaşam kalitesini aşağı çeken gelişmelerden biride, sevgi-saygı çemberinin daralmasıdır. Aslında makam sahibi olmak, iktidar olmaya yetiyor da; icraatın güler yüzlü, etkin, yani; muktedirliğin daniskası olmaya yetmiyor vesselam.

Ne derin?

Allah, herkese gönlüne göre versin.

Kaynak: Editör:
Etiketler: AYNAYA, ‘HOH’, YAPIP, BAKAN,, , ‘NAH’, GÖRÜR,
Yorumlar
Haber Yazılımı