google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Evsiz kaldılar
Evsiz kaldılar
Haber Detayı
02 Haziran 2020 - Salı 16:26 Bu haber 2324 kez okundu
 
TİMSAH GÖZYAŞLARI VE KAÇAK OCAKLAR
GÜNDEM Haberi
TİMSAH GÖZYAŞLARI VE KAÇAK OCAKLAR

TİMSAH GÖZYAŞLARI VE KAÇAK OCAKLAR

Devlet ve özel sektör’ün,  yüksek maliyet yüzünden çıkarmaktan imtina ettiği arazilerdeki kömürün, yasadışı olarak çıkartılma şekline ‘Kaçak Ocak’ deniyor.

Yöredeki 500 civarındaki kaçak ocaklarda işçi sağlığı-iş güvenliği konularındaki önlemler hak getire.

Kazma-kürek ve el arabası ile başlayan serüven, kurumlar arası diyaloğ neticesi ele geçirilen parça raylarla toprağın altına doğru uzanabiliyor.

Şans yaver giderse; pazu gücü, din kuvvetiyle sallanan kazma-kürek ile çuvallara doldurulan tüvenan/yıkanmamış kömür; 5 bin civarında aile mensuplarına ve yurt ekonomisine katkı olarak yazılıyor.

‘Şansın yaver gitmesi’ içinde; hasbelkader redevans/kiralık saha sahibi yada çevre sakininin yaptığı şikayet sonucu ‘Baskın’ ile ‘Ocak ömrü’ biraz uzuyor.

Şans yaver gider; baskın, denetim ve ölümlü kaza olmazsa, çıkartılan bir miktar tüvenan/yıkanmamış kömür evlere ‘Rızık/para olarak giriyor.

Şans yaver gitmezse… Arından taş düşmesi, toprak çökmesi veya çıkan kayayı kırmak için patlatılan dinamit/ kimyasal patlayıcı yada patos/ gübre patlayıcısının oluşturduğu göçükle serüven biter.

Dün ve bu gün peyda olmuş bir ‘Gelişme/iş-oluş-hareket’ değil bu.

Yer altında ki 1 milyar 500 milyon ton kömürle ilgili ‘170 yıllık üretim kültürü’ içinde var…

Ancak, üretim kültürüne son 5-10 yıl içinde bir ‘Taktik versiyon’ daha katıldı.

Timsah gözyaşları…

Ölümlü kazalardan sonra, ‘Müsamaha- müsaade- müsadere’ ilgi ve yetkisindeki ‘Bay mevzuat’ın üzüntüyü pazarlamak için ‘Kaderin böylesini ben mi yarattım’ türü savunma ile işi “Allah’a havale” eden ‘Cümleler’ kurmaları.

‘Allah bize akıl versin’ veya ‘Akıl noksanlığı’ gibi…

Bölge politikacılarının ‘Örtülü ödeneği’ olduğu bilinen bu ‘Köstebek yuvaları’, kurallar karşısında bir ‘Siyasi şemsiye’ altına mı alınıyor?..

Soruyu tersten soralım.

Yoksa, kurallar ‘Politikacı kalıcı bürokrat gidici’ açıklamaları altında eziliyor mu?..

Nihayetinde Kilimli ve havalisi ağırlıkta olmak üzere; ortada ‘İşsizlik-açlık-ölüm’ üçgeninde kurulmuş bir ‘Can pazarı’ var. Her şey aleni. ‘Seçilmiş- atanmış - kaçakçı’ söz değil; izleri, özleri ve gözleriyle anlaşıyorlar. ‘Söz konusu menfaatse, gerisi teferruat’ hesabı…

Dolayısıyla, Fünye alında(ocak girişi) değil arında(Ocak içi) patlasa ne yazar!

Nihayetinde, tarifi belli. Müdahalesi kurallara göre (Seçilmiş- atanmış-avam)‘Farklılık’ arz eden bir ‘Stratejik ürün/ Taşkömürü/Milli Servet’ anlayışı var ortada…

‘İnsan- Zaman- Mekan’ anlayışı kayboluyor, hem milli hem yasadışı bu tarihi misyon içinde.

O kadar kayboluyor ki, ‘Kaçak’ olsa da,  ‘Yaralanmalı kaza’ kanun hükmünde  değer kazanmıyor; yol veriliyor ‘Siyasetçinin uzantısı’ ve ekmek için(!) yasayı delen kaçakçıya…

Peki, zor olan ‘Kaçak/- Gözyaşı- Ölüm’ ağırlıklı üretim şekline son vermek mi, ‘Doğru-ciddi-sahih’ önlemlerle işsizleri koruyup, bölgeyi huzura kavuşturmak mı?

Çalışanlarını ‘Hukuk -Sağlık - Yaş’ kategorilerinde tasnifleyip, kamu ve özel sektörde eritip, kaçak ocakları seyreltip yok etmek mümkün…

Ama, ne mümkün!..

Aslında sadece seçilmişi değil, bürokrat ve kömür ticareti yapan  muhtelif tip ve boydaki çıkar çevrelerini de; halk nezdinde ‘Dikkat’ işaretli ‘İnceleme’ potasına sokuyor bu ‘Flu’ görüntü.

Yol verenlere düşen pay, bir avuç moral akçesi mi, maroken koltuktan bir ayak mı? 

Velev ki böyle olsun!..

Bu yolla kazanılan ‘Maddi- manevi’ nimetlerin ‘Sindirimi’ kolay mı; bir ‘Mübarek Ramazan ayında’ yada ‘5 vakitli ibadet’ üzerine siyasetini kurmuş olanların halet-i ruhiyesinde?

Safların protokolünde eda edinilen bir Cuma’nın yüzü suyu hürmetine, bilerek işlenen günahlar, dökülen timsah gözyaşları ile yıkanır, ak-ü pak olur mu ki!..

‘Evet’ yada ‘Hayır’ şeklinde verilecek her türlü cevabı bekleyen bir ‘Aktivite’ bir ‘Sosyal bakış’ ile ‘Hukuki yaptırım’ var sonuçta…

Verilecek cevabın önünde arkasında, bırakın Ramazan ayı yüzü suyu hürmetini, ‘Beş vakitli’ bu günlerin ‘Ulviyeti ve kutsiyeti’ yok mu yani?

 

EMEKLİNİN DURUMU

COVİD-19 sürecinde emekli’nin durumunu yarın hem sosyal hem de ekonomik/istatistik bilgilerle irdeleyeceğiz.

Malum önümüzdeki ay(Haziran) emeklinin alacağı ikinci yarı zamları var? Emekli için yapılan tahmini zam  belirlenecek enflasyona göre gerçekleşecek. İyimser tahmin ise yüzde 4 civarında.

Gelişmiş ekonomilerde, bir emekliye 4 çalışan düştüğü hallerde emekliler mutlu. Belirlenen açlık sınırı(2 bin 374 TL) ve asgari ücret(2 bin 324 TL) üzerinde maaş alırlar.

Ancak ülkemizde bulunan 13 milyon civarında emekli için durum kağıt üzerinde ve yaşantıda iyi değil.

13 milyon emeklinin çoğunluğu bin 500 lira üzerinde maaş alıyor. Ancak, çoğunluğu asgari ücret ve açlık sınırı altında maaş alıyor. Emeklilerin çoğu ailesini geçindirmek için ya çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor. Yani, emeklinin çoğu ‘Gizli işsiz’ durumunda.

Emekli, ‘2008 sonrası’ ve ‘2008 öncesi’ diye farklı maaş alıyor. Bu farkın önlenmesi için emekli ‘İntibak/düzenleme’ istiyor. Ancak, bütçeye getireceği yük açısından bu yapılamıyor.

Aslında, her olumsuz şart, önce emeklinin yakasına yapışıyor.

Emekliyi ‘Herc-ü merç/karmakarışık’ ediyor.

Emeklinin öncelikli bir intibak, sonra sağlık payları kesintisi ve ucuz konut sorunu vardı. Covid ile birlikte başlayan ve mutlu son olarak belirlenen ‘Yeni normalleşme’ sürecinde bile 65 yaş üstüne ‘Evde kal’ emrivakisi ile yeni bir sorun eklendi.

Yarın, emekli konusunu daha detaylı irdeleyeceğiz.

 

MASKE Mİ MASKE! BU MUDUR YANİ?..

 

Yeni normalleşme sürecinin ‘Olmazsa olmaz’ önlemlerinden biri yine günümüzde ‘Stratejik ürün’ olan 50 kuruşluk ‘Maske’ olacak elbette.

Maske üzerinde bilimsel, argo ve sosyal içerikli tartışmalar, yakıştırmalar devam ediyor.

Yurdum insanı, paçalı bir donu bile 30 saniye içinde, COVİD-19’a karşı, ABD Patriot’u ve Rus S400’ ünün pabucunu dama attıracak şekilde ‘Savunma aracı’ haline getirmeyi başardı.

‘Bedava dağıtılacak’ özverisi çabuk patinaj yaptı.Bu gün itibarıyla eczanelerde KDV dahil 1 TL’den satışının yaptığı rivayet ediliyor.

65 yaş üstü olduğumuz için bize e-devlet yoluyla gönderilmedi. Sağ olsun iletişim başkanlığı hatırlamış bizi..

Bize ‘Bedava’ gelmedi diye sokağa çıkmadık mı yani? Dostlar, ‘Vefa grubu’ gibi çalıştılar.

Geçenlerde bir ‘Muhtar’ dostum, geçerken ‘belediyeden aldım. Sana da bırakayım’ dedi.

Mavi renkli. ‘Dağıttım’ demek için yapılmış bir ‘Sipariş’ olsa gerek.

Burun üstünü sıkıştıracak tel takılmamış. Bir aralık çarşıya çıktım. ‘İki laf’ etsen, burun üzerinden düşüyor. Elinle ‘Ayar’ yapmak zorunda kalıyorsun.

Uzmanlar ne diyor?

‘Kesinlikle maske takacaksın’ diyor. “Evden çıktıktan sonra öteye beriye dokunmayacaksın, elini yüzüne gözüne burnuna dokundurmayacaksın” diyor.

Maske ile derde kaldık.

Sayın Başkan Alan; bu ne biçim maske Allah aşkına. Büyük ihtimalle ‘Bedava’ temin edilmiş bir maske.

‘Maske mi maske’. Bu mudur, yani!..

Kaçak /yıkanmamış kömür/ tüvenan torbalayan, marangozda çalışan bile kullanmaz bu maskeleri.

‘Bedava’nın da bir ‘Yakışanı’ olmalı değil mi?

Hekim bir başkanın dağıttığı maskeye bak?

 

SIRA BALIK İSTİFİNDE!..

Bir yanda, Gay, lezbiyen, Bieseksüel ve Trans gibi Türk toplum ve aile yapısının yabancı olduğu kimliklere özgürlük isteyen ‘İstanbul Sözleşmesi’ bir yanda ‘Yeni normalleşme’ sürecine rağmen ‘Evde kal’ talimatı uygulanan 65 yaş üstülerin durumu tartışılıyor.

Gerçekten, COVİD-19 süreci tüm toplumlar üzerinde ağır travma bırakacak. Dünya hem sağlık hem ekonomik hasarları tamir edecek; bir yandan da CODVİD-20 için hazırlık yapacak.

Aslında, ‘Yeni hal’ adı altında, tam bir ‘Curcuna’ dönemi başlıyor.

Politikacıların ‘Seçim’ süreçlerinde sürekli kullandıkları bir ‘Tekerleme’ vardır. “Eski hal muhal, yeni hal veya izmihlal” diye.

Eski hal, saltanat ve otoriter yönetim olarak adlandırılır; artık eski halin bu asırda geçerli olmayacağı ifade edilir, politikaya malzeme katılır.

Yeni hal demokratikliği, izmihlal ise bozulup gitmeyi tasvir eder.

Yeni normalleşmenin devreye sokulması gündem de ya!

Önceki gün ‘Evde kal’ dayatmasına tepki ‘Çarşı’ya bir operasyon yaptım.Ne ‘Fiziki temas’ önlemi? Birbirine ‘Peşrev/elense’ çeken çekene…

Maske mi? Pantolonların kemer köprülerine takmışlar… Adeta ‘Takmışım’  diyorlar.

‘Partili yandaşların kollandığı’ Yeni Cami önü ve ‘Her an yıkılabilir’ raporları olan ‘Belediye Merkez Çarşısı’ önü yine bedava otopark alanı.

Yağmurlu havada açık alanda Cuma namazı kılarken resim çektirmek fayda etmemiş bu ‘Zonguldak’ta huy edinilmiş’ alışkanlıklara. Yada siyasete gönderilen ‘Yandaş selam’ modellemesine.

Minibüslere baktım, Gazipaşa civarından. ‘Ulaşımda yüzde elli kaldırıldı’ haberleri dinledik ya? Zonguldak’ta yüzde ‘100 doluluk uygulaması’ vardı. Bu gün durum nedir bilmiyorum.

Büyük ihtimalle ‘Balık istifi’ uygulaması başlamıştır.

Bu arada, Şehirlerarası ulaşımda, 31 Temmuz’a kadar yüzde 50 kapasite ile taşıma yapılacak. Yani, yüksek fiyatlı taşıma sürecek. Bekleyelim, görelim.

Burası Zonguldak…

Yiğitlerin değil, sorunların harman olmasının elbette bir nedeni var!

Ödediği vergi kadar yatırım alamayışının da…

 

BASIN-BESLEYENLER-BESLENENLER

 

Geçen hafta yazmıştım. Sosyal medya ipin ucunu kaçırdı.

‘Vatandaş gazeteciliği’ diye ‘Peyda’ edilen bir ‘Yazışma’ modeli çerçevesinde; isteyen çektiği fotoğrafın altına ‘Fenomen’ dürtüsüyle yazıp veriyor ‘İnternet’ denen postacıya ve ‘Havale’ ediyor ‘Gıcık’ olduğuna, heveslisine, muhatap/larına...

 ‘İpin ucu’ o kadar kaçtı ki, ‘Bazı yazılar’ bir zamanların ‘Hela duvarı yazıları’ ötesinde yüz kızartıyor.

Sebepleri konusunda ‘Rivayetler muhtelif’.

Olaya ‘Sebebin sebebi’ açısından bakmak gerekir?

Ortada, seçilmişlerin yaptıkları ‘Akçeli/ yasal düzenlemelerin’ yarattığı yüksek tahrik unsuru ‘Ağız sulandırmaları’ dolaşırken; elinde ‘4. kuvvet’ timsali, ‘Basın’ malzemesi ‘Mevkute/yayın organı’ dolayısıyla ‘Kalem erbabı kesilen çağdaş korkaklar(!)’; elbette bunu bazı siyasilerle ‘Rekabet’ edercesine  ‘Nalıncı keseri’ gibi kullanacaktır.

Mesleği ‘Peygamber mesleği/irşad müessesesi’ olarak görenleri ‘Çağdaş korkak’ tarifi dışında tutuyorum.

Kozlu Belediye Başkanı dostum Ali Bektaş’ın “Bir evim, babamdan kalma villam, eşimin üzerinde 280 bin lira param var’ açıklamasıyla ve ‘Medya’ ile ilgili serzenişlerini okudum.

Allah daha çok versin. Şahsen ‘Gözü olanın gözü çıksın’.

Adalet gereğini yapmazsa ben yapacağım.Tehditse tehdit ediyorum.” diyor Sayın Bektaş.

İşte sebebin sebebi.

Sayın Bektaş dostum, ‘Baklayı’ ağzından kaçırıyor.

-Öyle bir gazetecilik anlayışı var ki biz de, verdiğin para kadar başarılısın.Gazeteciye para verirsen başarılısın, vermezsen başarısızsın…

Eeee. Dostum; ‘Nisan ayında yağan son yağan yağmurla’ olmadı bu gelişmeler.

‘Haksızlık’ sadece, görev ve yetki alanlarındaki ‘Liyakatsizlik’ dağıtmalarda mı çıktı ortaya!..

Seçim ve sonralarında oluşturulan ‘Yandaş’ yada ‘Beslemeler’in okşanması etkili olmadı mı bu işte?

‘Delikanlı’ gibi söyle… Senin yakın dostların arasında elinde yeşilliklerle dolaşıp, ‘Ben ha bu taraftayım. At kendini bu yana’ türküleri çağıranlar yok mu?

Bir ‘Belediye Başkanı’ arkadaşım daha kısa bir zaman önce, bir dostumun ticarethanesinde ‘Biz kimlerin cebine para koymadık. Sen onlardan değilsin’ demişti.

Yani, sosyal medyada ‘Vatandaş Gazeteciliği’ yapanlar değil, klasik medyada, ‘Ekmek parası için gazetecilik’ yapanların ‘Yoldan çıkmışları’ eleştirilirken, biraz da ‘Vicdan muhasebesi’ gerekir.

Gazeteci elbette ‘Maksadı aşmak’ ile ‘Haddi aşmak’ arasındaki ince çizgiyi bilecek.

Siyasetçi de ‘Ben ne dersem o’ mantığını bir daha ‘Akıl’ ve ‘Toplum bilinci’ süzgecinden geçirecek.

Siyasetçi her ne kadar ‘Parti sultası’ tarafından belirlenip, halka seçtirilse de, ‘Bürokrat gidici’ mantığı ile ‘Toplum katmanlarını oluşturanların’ tamamı üzerine çıkmayacak. ‘Savunma’ için kullandığı ‘Hak ve özgürlük’ kelimelerinin muhtevası çerçevesinde; karşısındakileri de ‘Adalet terazi’ kefesinde tutabilecektir.

SONUÇ: Dostum Ali Bektaş’ın serzenişlerine katılıyorum.  Ancak, çözüm elbette ‘Tehditse tehdit ediyorum’ mantığında yatmıyor.

‘Denizden babam çıksa yerim’ mantığı taşıyan balıkçı ile ‘Sandıktan çıkan haklıdır’ mantığının farkı yoktur. Balıkçı neden ‘Yunus Balığı’ yemiyor? Siyasetçi açısından bakılırsa, ‘Her yasal olan helal midir?’

El vicdan…Herkeste ‘Biraz’ değil, ‘Birazdan fazla’ olması halinde ‘Belki’ uygulamada ‘Keyfilik’ can sıkıcı olmaktan çıkar.

Kim bilir!

Kaynak: Editör:
Etiketler: TİMSAH, GÖZYAŞLARI, VE, KAÇAK, OCAKLAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı