google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
Yazı Detayı
02 Mayıs 2020 - Cumartesi 00:01 Bu yazı 1296 kez okundu
 
ALLAH’ın RIZASI
Sinan Nural ALİÇEBİOĞLU
inanisgazetesi@gmail.com
 
 

                                                      

                Sözlükte “hoşnut ve memnun olmak” anlamındaki rızâ (rıdvân, merdât) masdarından isim olup “hoşnutluk, hoşnut ve memnun olma hali” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de rızâ kavramı yetmiş üç yerde geçer. Bunların on üçü rıdvân şeklinde olup Allah’ın zâtıyla ilgilidir. Rızânın, “Allah’ın kulundan, kulun da Allah’tan hoşnut ve memnun olması” mânasında kullanılmasının yanı sıra bunların her birine veya insanların kendi aralarındaki rızalaşmalarına nisbet edildiği de görülmektedir. Yaratana ve yaratılmışlara karşı özünde ve sözünde doğru olanlar (el-Mâide 5/119), iman edip sâlih amel işleyenlerdir (el-Beyyine 98/8). O’nun razı olmadığı insanlar ise iman ve itaatten uzaklaşanlardır (et-Tevbe 9/96; ez-Zümer 39/7). Rızâ kavramı çeşitli hadis rivayetlerinde Kur’an’daki kullanımına benzer şekilde yer almaktadır  “Allah özünde ve sözünde sâdık olanlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır” (el-Mâide 5/119) .

             Allah’ın rızası sadakatten geçmektedir. Nitekim Maide suresinin 5/119. Ayetinde Allah’ın sadıklardan razı olacağını belirtmektedir. “Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.” Eski sözlüklerde “vâkıaya uygun hüküm ifade eden söz, yalanın karşıtı” diye tanımlanan sıdk kelimesi âyet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda “hakikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, dürüst ve güvenilir olmak, vaadine sadâkat göstermek” anlamında masdar; “hakikati ifade eden, gerçeğe uygun olan söz, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik” anlamında isim olarak kullanılır. Sıdk kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bazıları mecazi anlamda olmak üzere on beş yerde geçer. Ayrıca üç âyette “doğru sözlü” anlamında sâdık, elli kadar âyette bunun çoğul şekilleri (sâdikun, sâdikın, sâdikat), altmış kadar âyette aynı kökten çeşitli fiil ve isimler yer almaktadır.

             Hucurat suresi 49/15. Ayette Yüce Allah “sadıkların” kimler olduğunu beyan etmektedir. “Müminler ancak, Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla mücadele eden kimselerdir. İçleri dışları bir olanlar işte bunlardır.” Bu ayetten bizler şeksiz, şüphesiz iman eden, mallarını Allah yolunda harcayan, zekât, sadaka ve infak edenlerin ve gerek nefsin terbiyesinde gerekse İslam’a ve dine hizmet için bedenleri, bilgileri ile mücadele edenlerin Sadıklar olduğunu anlamaktayız. Sadıklık, söz ve fiillerde İslam’a uygun davranışlar yapmaktan geçmektedir.  Allah’ın rızası sadakatten geçmektedir. Devlete, dinimize, eşimize, işimize ve sosyal çevremize sadakat içerisinde olmalıyız. Allah’ın rızasının ve ahiret saadetimizin tek yolu sadakatten geçmektedir. Sadakat nefsin heva ve hevesleri ile mücadele, bütün işlerimizde o’nun kitabını hayatımızın merkezine almakla mümkündür. Kurtuluş ancak salih amellerle mümkündür. Salih amellerin devamı ve sürekliliği sadakat ile mümkün olacaktır. Nasruddin Tusi ahlak felsefesinde “ Erdemlerin kazanılması nefsin güç ve fonksiyonlarını kontrol altına almakla mümkün olduğunu “ belirtmektedir. Kişinin yetkinliğe Allah’ın rızasına kavuşması erdemli davranışların sürekli olarak gerçekleşmesi ile mümkündür. Nefsin yetkinleşmesi, nefsi tasfiye etmenin yolu Allah’ın emir ve hükümlerine sadakatle uyarak kötü alışkanlıklardan ve övülmeyen davranışlardan uzaklaşmakla mümkün olacaktır.

            İnsan kemalata ulaşması için kurallı ve kararlı olması gerekir. Allah’ın rızasını kazanmak ve nefsin tekâmülü kurallara uymakla gerçekleşecektir. Mümin her şeyi caiz görerek Allah’ın rızasına ulaşması mümkün değildir! Bilinçli, hayat boyutunu sorumlulukların farkındalığını gerçekleştirmiş, şuurlu akıl ve güçlü iradesi ile Allah’ın rızasına yol almalıdır. İnsana tercihlerini yaptıran bilgisi ve nefsidir. İnsan hevası sadakatin önünde bir engel teşkil etmektedir. İnsanlar nefsin bu hile ve hevalarından kurtulmak için bir kurtarıcı aramaktadırlar. Sadakati engelleyen bu hevalardan kurtulmanın ilk çaresi Allah sevgisinin kalbe yerleştirilmesidir. İnsanın kemalatı için salt bilgi yeterli değildir. Bilginin fiile dönüşmesi gerekmektedir. Allah’ın rızası için gerekli olan sadakat bilginin fiil haline dönüşmüş şeklidir. İnsan tam olarak neyi hedeflediğini bilmesi gerekir. Ve bu hedefine göre içsel ve dışsal dünyasında değişimler yapması gerekmektedir. Allah’ın rızası hedef ise bu hedefe uygun davranışları gerçekleştirmesi gerekmektedir. Eğitilmemiş, ham kalmış kötülüğü emreden nefis insan hayatını kirletmeye devam ederken, dünyanın süsüne aldanmaktadır.

            Allah’a sadakat kişinin ceset halinden çıkartılarak ruh ve beden yani insan haline dönüşmüş şeklidir. Sadakat, Allah’ın rızasına giden kanalların açılmasıdır. Sadakat, sözde değil! fiil ile gerçekleşecektir. Allah’ın rızasını kazanmak eylemsel bir yaşam tarzıdır. Allah’ın rızası kişinin diriltilmiş halidir.  İnsan, Allah’ın rızasına ulaşmak için hayatında reformlar yapmalıdır. Ahlaken ve manevi olgun kişilerin yaratılmasında sadakat olmazsa olmaz eğitim metotlarındandır. Allah’ın rızasını hedefleyen birey karmaşık bir dünya vizyonu yerine sade ve ihlaslı olarak bir vizyon belirlemelidir. Sadakat, Kur’an ve sünnete bağlılıktır. Bilinmesi gerekir ki Allah cömertliğini göstererek Yukarıda belirttiğimiz Maide süresinin 119. Ayetinde Sadık olanlardan razı olacak ve onları altlarından nehirler akan cennetlere yerleştirecektir.

 
Etiketler: ALLAH’ın, RIZASI,
Yorumlar
Haber Yazılımı