google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
Yazı Detayı
17 Nisan 2020 - Cuma 00:00 Bu yazı 1613 kez okundu
 
ÇİN ÜSTÜNE
Veysel ÇITLAK
 
 

  Çin, salgın sürecinin en fazla konuşulan ülkesi haline gelmiş durumda ve bunun pek çok sebebi var. Mevcut salgının ilk olarak burada görülmesi, hızla yayılması, dünya kamuoyuna durumun geç ve hatalı ulaştırılması gibi meselelerin yanında salgının daha önce çıkmasına rağmen bunun sakladığı, yurtdışına gönderdiği test kitleri ve koruyucu elbiselerde virüse rastlandığı gibi iddialar sebebiyle de gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Peki, nedir bu Çin?
 

  Çin, belki de dünyanın en eski ülkelerinden / toplumlarından birisi. Kısmi dönemleri saymazsak genelde bölgeler halinde yönetilmiş, farklı hanedanların dönemsel tek yönetimlerine sahne olmuş, daha ziyade kendi öz kaynaklarını ve değerlerini korumaya meylederek var olmuş bir ülke. Bu ülke ile ilgili öne çıkan iki isim ise Sun Tzu ve Konfüçyüs. Bunlardan ilki Türkçeye “Savaş Sanatı” ismi ile çevrilen kitabın müellifi iken ikincisi belirli bir fikir sistematiğine ismini veren kişi. (İkincisinin bu öğretileri kendisinin yazmadığı, daha sonra öğrencileri tarafından yazıya geçirildiği iddiası vardır). Bu ikisinin Çin tarihi açısından önemi ise ilkinin özellikle “savaş” halinde belirlediği ilkelerin, Çin tarafından uzun süre kullanılmış olmasıdır. Bugün dahi bu ilkelerin kullanıldığını söyleyebiliriz.
 

  Bunları kabaca, düşmana kısmi tavizler veriyor veya onları dinliyor görünerek süreci uzatmak, onların pahalı hediyelerle gözlerini boyamak, düşmana bazen olduğundan büyük veya olduğundan küçük görünmek şeklinde özetleyebiliriz. Ne kadar da Orta Asya’da kurulmuş Türk devletlerinin yıkıma giderken, Çin ile ilişkilerindeki sürece benziyor değil mi? Çin’in tatlı sözü ve ipeği. İşte bu tam olarak, az önce bahsettiğim fikirlerin yansımasıdır. Diğer bir unsur ise, yabancı istilacılara karşı uygulanacak yöntemdir. Bu da onları, Çin’i kendine özgü kurumları ve yaşayışı olmadan idare etmenin imkânsız olduğuna ikna etmek ve onların Çin kültürüne uyum sağlamasını temin etmektir. Tabi ki netice olarak, bu yönetici kitlenin Çin içinde erip gitmesi sağlanır. Cengiz Han’ın mirasçılarının Çin içinde eriyip gitmesi bunun örneklerindendir.
 

  Çin, uzun yıllar diğer kavimleri “barbarlar” ve “doğal tebaaları” olarak iki kısma ayırmıştır. Kore, Kamboçya, Vietnam gibi ülkeleri “doğal tebaa” olarak görürken, diğerleri barbar kavimler olarak addedilir. Çin, 1800’lerin sonuna kadar “barbarlar” ile iletişime geçmekten uzak durmuş, karşılıklı ilişki geliştirmekten kaçınmış; onların Çin’e sunabilecekleri hiçbir şeyin olmadığını düşünmüşlerdir. Akabinde yaşanan Afyon Savaşı, Sovyet tehdidi derken bunu mecburen kırmış ve Avrupalı ülkeler ile ticari ilişkilerde biraz daha serbest davranmaya başlamıştır. Yine de Çinli yöneticiler her daim kültürlerini diğerlerinden üstün görmüştür. Buradaki ilginç nokta, yanı başındaki Sovyetlerin “sistem ihracına” yöneldiği zamanlarda Çin’in kendi içinde kalmaya devam etmesidir. Oysa bugün göstergeler Çin’in ekonomik bir yayılma eğilimine girdiğini göstermektedir.
 

  Bu, Batı’nın ucuz işçi gücü olmaktan öteye gitmiş; kendi sahasından çıkarak, ileri hatta yürüyen bir Çin doğurmuştur. Çin bugün sadece Avrupa ile ilgilenmek, Amerika ile ilişkilerde kazanım elde etmek gibi bir durumun ötesine geçmiştir. Artık, Afrika anakarasında da etkin olmaya çalışan, Kuzey Kutbu’nda araştırma üssü kuran bir Çin vardır. Çin, kendi ülkesinden çıkmıştır ve dünya ekonomik haritasında daha uç bir aktör olmak için her yanda stratejik hamleler peşine gitmektedir. Ve bunu yaparken de ilkesi bellidir: “Bazen olduğundan büyük ve bazen de olduğundan küçük görünmek”
 

  Bu sebeple, gelecekte dünyada Çin ile ilgili farklı gelişmelerin olacağı muhakkak. Buradaki ilişkilerin durumunu belirleyecek olan ise Çin’in doğru “tartılması” olacak muhakkak. Yani Çin, ne zaman olduğundan büyük görünüyor, ne zaman kendini gizliyor? Tehlike altındaki bir kedinin haline mi bürünüyor, yoksa çalılar arasında gizlenen bir aslanı mı oynuyor?
 

  Bu salgın süreci bizlerin bu ülkeye daha fazla dikkat etmesini sağlamıştır ve dikkatleri bir şekilde üzerinde tutmaya devam edecektir. Elbette, bu sadece salgın odaklı değil, bundan sonra ekonomik odaklı olacaktır. Zira olası bir Çin karşıtı blok durumunda, buradaki yatırımlarını Batı’ya kaydırmak isteyen ülkelerin “konum, iş gücü, ekonomi” üçgeninden tercih edecekleri ilk duraklardan birisi ülkemiz olacaktır.
 

  Yani gelecek, bizim için biraz da bu ülkenin geleceğindedir.

  İzlemeye devam edelim.

 
Etiketler: ÇİN, ÜSTÜNE,
Yorumlar
Haber Yazılımı