Yazı Detayı
18 Mayıs 2017 - Perşembe 19:07 Bu yazı 280 kez okundu
 
Ezikliğe gönüllü olmak
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Amerika ziyareti, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Kimi Amerika’da nasıl karşılandığıyla övündü, kimi nasıl karşılanmadığıyla.
Bazıları “ezik” durumuna düşülmediğini söyleyerek övündü, bazıları da neden ezik durumuna düşülmediğine hayıflandı, hatta olmayan tabloları yansıtmak için iki kesimden de kırk dereden su getirenlere bile rastladık.
Oysa orada ziyaret eden ve ziyaret edilen kişiler değildi, ülkelerdi. Dünyada ilk ziyaret o değildi, son ziyaret de o olmayacaktı.
Kaldı ki, sadece biz ziyaret etmiyor, bütün ülkeler, bir başka ülkeyi ziyaret ediyor ve aynı kurallar çerçevesinde.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump’u ziyaret eder, yarın Ahmet bey, Corç beyi…
Türkiye adına kim giderse gitsin, Türkiye’de yaşayan her ferdi temsilen gider.
Ziyareti kabul eden de kim olursa olsun, Amerika’da yaşayan her fert adına kabul eder…
Ziyaret eden veya edilenin onursuzluğu, bütün ülkeyi, onuru ise yine bütün ülkeyi bağlar.
Her iki kesime de baktığımızda geçmişten gelen bir eziklik var, derinlerde bir yerde.
Ne yazık ki, bunu kendine bile itiraf edemeyecek milyonlar var.
Merhum Ecevit’in Cilinton’un karşısında el pençe divan durması, Cilinton’un da bir çocuğu azarlar tarzda kıçını masaya dayaması, bugün “eziklik arayışında” olan hiç kimseyi rahatsız etmemişti.
Oysa şöyle çocukluğumuza doğru bir yol alsak, bütün bunları çözebilirdik…

***
Her yörenin bir misafir ağırlama geleneği vardır.
Bizim oralarda misafire çok önem verilirdi, halen de bu gelenek değişikliğe uğramadı.
Misafirliğe gittiğin evde kuru kuruya çay verilmez, yanına mutlaka kek, kurabiye türü şeyler konulur.
Meyve olur, tatlı olur…
Belki bizim yöreye uygun olarak çiğköfte yapılır, peynirli helva ya da evde yapılan başka başka tatlılar ikram edilir. Bunlar sütlaç olur, başka şey olur ama mutlaka olur.
Elbette bu ikramda ev sahibinin maddi durumu önemli olsa da, maddi durumunu bile bir yana atarak, kendini zora koşana rastlanır.
Kadınların gündüz gezmelerinde kek, kurabiye gibi tatlı çöreklerin yanına mutlaka köfte türü şeyler de eklenir. Erkeklerle yapılan ziyaretlerin bir “ağırlığı” olduğundan, ikram da ona göre daha da ağırlaştırılır. Çünkü bir aile komple gelmiş, bir ferdi veya birkaç ferdi değildir.
Misafirliğe gitmek güzel bir haslettir ama misafirin o eve geliyor olması, bir değer vermektir her şeyden önce.
Ziyaretlerin sık yapılıp yapılmaması da ikramların ağırlığını etkiler, doğal olarak.
Eğer ikramda kusur varsa, bu kusur ‘sadece’ ev sahibinde aranmaz, “biz ne hata ettik ki, bizi iyi ağırlamadılar” diye düşünmeye sevk eder o aileyi…
Eziklik, övgüye konu olacak bir şey değildir. “Bizi ezdiler” diye zil takıp oynamak, akıl sağlığı yerinde olmayanlar veya “içerideki hain” hali/tavrıdır.
Aksine, “ezik” durumuna düşmenin sebepleri araştırılır, hem kendi yanında hem de karşı cenahta…
Ülkemizin 600 yılı aşkın bir imparatorluk geçmişi var, öyle hiçbir ülkeye ezik duruma düşecek durumu söz konusu bile değil.
Ancak, Osmanlı’nın yıkılışından sonra (kabul edelim ki) git gide küçülen, yoksullaşan ve üç kuruşa muhtaç olan bir yüz yıla yakın “ezik” bir dönemimiz var.
İnsanların daha iyi yaşaması, ülkenin daha çok kalkınması yerine, insanların düşünceleriyle, kıyafetleriyle, şekliyle uğraşan “kendi halkına düşman bir devlet” anlayışı ve geleneği var.
Oysa Türkiye, bölgede söz sahibi olacak bir konumda, ekonomisi çok iyi, yatırımları göz dolduruyor, şehirleşme Avrupa standartlarında…
AK Parti iktidarından sonra yakalanan ivme, hatırı sayılır bir çizgide artmaya devam ediyor. Bölgenin umudu, mazlumların sesi, muhacirlerin Ensar’ı olan bir ülke söz konusu.
Bunu iç politikada eritmeye çalışırsanız, yediği sofraya bıçak saplayan durumuna düşebilirsiniz.
Kendi ülkeniz adına, sizin adınıza yapılan ziyaretleri, görüşmeleri, anlaşmaları “sabote” edilmesini, “ezik” durumuna düşülmesini beklemek, kendine olan saygısızlıktır.
Aynı şekilde, “falanca bize şöyle davrandı, böyle davrandı” diye övünmek de, “bak biz ezik değiliz” diye yaygara koparmaktır.
Kendinizi biliyorsanız, nasıl davranılması gerektiğini de çok iyi biliyorsunuz demektir. Tek sorun, sizi temsil edenin, gerçekten sizi temsil ediyor olup olmadığıdır…
Elbette bütün bu güzellikler var ama cebimize bakana kadar…
Türkiye’de tek sorun, halkın “cep” ezikliğidir. 
Onu atlatmadığımız müddetçe, yüz yıllık “eziklik” kanımıza işlemiş olarak, bütün bedenimizi sarmayı sürdürecektir, hem de habis bir ur gibi…
Tweetimden Seçmeler
Büyük davası olanların küçük hesabı, küçük hesabı olanların büyük davası olamaz.

 

 
Etiketler: Ezikliğe, gönüllü, olmak,
Yazarın Diğer Yazıları
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
18 Haziran 2016
Ama o fakir
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
15 Haziran 2016
O geliyor o!
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
Haber Yazılımı