Yazı Detayı
19 Eylül 2018 - Çarşamba 18:53 Bu yazı 2886 kez okundu
 
KİŞİSEL GELİŞİM DEĞİL, KİŞİSEL KABUL KİTABI BU
Hatice ARSLAN
inaniskemalsönmez
 
 

Patron yaz deyince bize de köşe yazmak düştü.
Yazacağım yazmasına da nasıl, kaideleri neler inanın bilmiyorum. Ağzımı, burnumu buruşturup klavyenin karşısına geçtim. 
Patronun geçen gün bunu okumalısın dediği kitabı aldım elime, dün akşam taze bitirdiğim “Pembe fili düşünme- Zeynep Selvili Çarmıklı”
Ne bu şimdi dedim pembe fili düşünme, pembe fil mi var ki düşüneyim. Gidip bide bu kitabı mı satın almış. 
‘Neyse birkaç satırını okur olmadı bırakırım’ diye geçirdim içimden. (Büyük yanılgı!)
Başladım başlamasına da, bırakma bırakamadım. 
Hal böyle iken iş başa düşünce(köşe yazma), okuyorsam paylaşmalıyım dedim kendi kendime. 
Gelelim Pembe Fili düşünmemeye…
Son günlerde bu kadar keyifle okuduğum yer yer kendimi, yer yer ailemden yada çevremden insanları bulduğum satırlarla sanki yazarla karşılıklı konuşuyormuş hissine kapıldım.
Satır aralarında derin bir nefes alıp düşündüm. Yazar kendi hayatını yaşatırken bir yandan size kendinizi sorgulatıyor. 
Oldukça samimi cümlelerle okuruna yaklaşıyor. 
Yazarımız Psikolog Çarmıklı’nın bu ilk kitabı, yaşı da oldukça genç.
Öyle kitap yazabilirim, yetenekliyim diye de ortaya çıkmamış. Sadece arzularını hayallerini gerçekleştirmiş ve başarılı olmuş. Benim okuduğum kitap 8. Baskı.
Kitabın sayfalarını çevirdikçe yazarın bana uzattığı şefkat dolu elle karşılaştım. 
En çok Öz-şefkat kavramı ile ilgili yazdıklarından etkilendim. 
Yani kendimize şefkat.
Birçok kişiye gösterdiğimiz kendimizden esirgediğimiz.
Duygularla yüzleştiği gibi, bizi de yüzleştiriyor. Bir bilen, bir yaşayan misali.
Olumsuz tüm duyguların üstüne yürütüyor elinden tutarak. Neden kaçarsan en çok onunla karşılaşırsın hayatta. Yürü diyor Zeynep.
Yok yok öyle Don Kişot’un değirmene yürümesi gibi değil bu.
Pembe fili düşünmemeye çalıştıkça pembe filin sürekli göz önüne gelmesi gibi.
Panik atak yaşayan Zeynep düşünmemeye çalıştıkça içine nasıl battığını ve bunu nasıl atlattığını anlatıyor. 
Bu kitap bir deney ve bu deneyi yaşamaya değer. 

“İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir. Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin, hepsi beklenmedik birer misafir.” der Mevlana, Misafirhane adlı şiirinde. Hoşumuza gitmeyen, bize acı, bize rahatsızlık veren bir duygu ziyaretimize geldiğinde O’nu buyur ediyor muyuz içeri, yoksa O’ndan kurtulmak, kaçmak, O’nu yok etmek veya en azından kontrol edebilmek için elimizden ne geliyorsa yapıyor muyuz? Misal, sosyal ortamlara girmemizle birlikte Kaygı geliyorsa ziyaretimize, konuşmalara katılmayıp sessiz kalıp orayı mümkün olduğunca erkenden terk mi ediyoruz yoksa Kaygı ile birlikte kalıp orada, kendimize anlayış, Kaygımıza da oturacak bir yer mi gösteriyoruz? Evden çıktıktan sonra “Kapıyı kitledim mi acaba?” düşüncesi ile birlikte kapımızı çalan Huzursuzlukla ilişkimiz nasıl? Bir an önce gitsin başımızdan diye, eve geri dönüp kapıyı kontrol mü ediyoruz, yoksa Huzursuzluğumuzun bizi hayatta tutmak için yaratılmış doğal bir duygu olduğunu anlayıp, O’na evimizde yer açıp günümüze bir süreliğine O’nunla birlikte devam etmeye gönüllü oluyor muyuz?
Çoğumuz, kendimizi iyi hmek için, iyi bir hayatı feda ediyoruz. Belki de Mevlana’nın dediği gibi, “her geleni alnımızın akıyla misafir etmeli,” “karanlık düşünce, utanç ve garez, hepsini gülerek karşılamalı.” Kabul etmeli içeri. Bunca yıl kaçtık, bunca yıl savaştık, belki de artık bu amaçtan vazgeçmeli. Peki nasıl yapacağız? Sevmediğimiz, istemediğimiz, bize acı veren bir duygu ziyaretimize geldiğinde onu nasıl “kabul” edeceğiz? Bir anda değil, yavaş yavaş ilerleyeceğiz. Kapı çaldığında, önce bakacağız gelen kimmiş diye, bunca yıl yüzyüze gelmekten kaçtığımız ne varsa yüzümüzü döneceğiz. Belki daha sonra kapıyı açacak, misafiri içeri davet edeceğiz. İstemeye istemeye. Bir an önce gitmesini isteye isteye. Sonra bir gün, gitsin diye gözünün içine bakmaktansa, O hala oradayken kendi işimize bakacağız. Ve başka bir gün, uygunsa eğer, yanına oturacağız. Bir süre sonra gideceğine, hep böyle hmeyeceğimize güvenerek yakınlık kuracağız. Bize anlatmak istediklerini duyacağız. Zamanı geldiğinde de “görüşmek üzere” diyerek uğurlayacağız. 
Zeynep Selvili Çarmıklı

NOT: Ben derim ki; Kitabı elinize aldığınızda küçük notlar tutabileceğiniz kağıt ve kaleminiz yanınızda bulunsun. 

 
Etiketler: Zeynep Selvili Çarmıklı, pembe fili düşünme
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı