Yazı Detayı
08 Kasım 2018 - Perşembe 18:14 Bu yazı 362 kez okundu
 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kırmızıçizgileri
Recep ALKAN
 
 

 

         Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Siyasi Partilerin seçim vaatleri ile istikamet verilemeyecek kadar, yüksek Devlet tecrübesine sahip bir ülkedir. Devlet hafızası ve Devlet etme kültürü; Karahanlılar Devleti, Sonra Selçuklu Devleti, Sonra Osmanlı Devleti ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Dünya’da Devlet hafızası en eskiye dayanan bir devlettir.

          Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın temsil ettiği, Devlet kültürünü birbirine taşımış 16 Türk Devletinin hafızası vardır Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Devlet tecrübesinde.

          Tarihte birçok iniş çıkışlar ve milletin özüne uymayan yanlışlar olmuş olsa da, sosyoekonomik ve sosyopolitik süreçler olması gerektiğinden uzun sürse ve demokratikleşmesi gecikmiş olsa da, insan onuru ve haysiyetine en önemseyen Devlet ve Millettir.

           Son onbeş yılda geçirdiği sosyo-politik değişim ve dönüşümler, sadece iktidar partisine bağlanamayacak kadar, zamanı gelmiş diyalektik evrilme sürecidir.

            27 Nisan 1909 yılında Sultan II. Abdülhamit tahttan indirilirken, aynı zamanda diğer Devlet erkanı da yani kurumları yöneten yüksek ihtisasa sahip bürokratlar da görevden uzaklaştırıldı. Bütün dünyayı diplomasi ve strateji ile dengeleyecek saygınlığa ve hamle yeteneğine sahip Osmanlı devlet kurumları ile birlikte talan edilmiş oldu. Meydana gelen Devlet tecrübesi ve dirayet boşluğu; 1914 I.Dünya savaşının getireceği çetin siyaset ve strateji hamlelerine karşılık gelecek hamleleri geliştirip yürütecek yüksek ihtisaslı devlet organizasyonu gitmiş, yerine bir başıbozukluk gelmiştir. Bu tuzağı tasarlayıp uygulayan İngiliz destekli ne yaptığını iyi bilen sistematik iç yıkıcılar uyguluyordu. Ancak devleti ve orduyu yönetecek olan dönemin iktidarı kendi elleriyle, kendi devletlerini, İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, ABD, Portekiz, İtalya, Rusya’dan oluşmuş vahşet devletlerinin yolundan çekiyorlardı.

            Çünkü Osmanlı Devleti; vahşi kapitalizmin, köleliğin, yağmalamanın, sömürgeciliğin insanlık suçu olduğunu ilan eden tek devlettir. Ortalama 500 yıl idaresi altında bulunan farklı din ve ırktan ülkelerin kendi dinleri ve geleneklerini hatta ticaretlerini kendi usulleriyle sürdürmelerine izin vermiştir. Yaklaşık 60-70 ülke Osmanlı yönetiminde; kendi kültürlerini inançlarını ve doğal kaynaklarını kendileri yönetmişlerdir. İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, ABD, Portekiz, İtalya, Rusya gibi, Osmanlı Devleti idaresi altındaki devletleri yağmalamamış, sömürmemiş, asimile etmemiştir.

              İşte vahşi batı; Osmanlı Devletiyle birlik, hem İslamı, hem Türklüğü, 1909 yılında iktidar olan İttihat ve Terakki eliyle yolundan kaldırıyordu. İttihat ve Terakki cemiyeti iktidarı öncülüğünde, 1914 I.Dünya savaşına; üç kıta üzerinde 72 milleti kapsayan Osmanlı Milletler Topluluğu Osmanlı Devletine özgü bir düzen içinde acemice girdik. Buna rağmen 18 Mart 1915 tarihinde İtilaf devletlerine Çanakkale geçilmez deyip bozguna uğratarak geri püskürttük.

              Ama nasıl olduysa 1914’te başlayan savaş 1918 yılında Almanya-Avusturya-Macaristan ve onların yanında yer alan Osmanlı Devleti’nin, İtilaf Devletleri olan İngiltere-Fransa ve Rusya’ya yenilmesiyle sona erer.

          Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile I.Dünya Savaşı’nın bu ülkeler arasında sona erdiğinin ilan edilmesinin ardından, 13 Kasım 1918’de Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a düşman askerleri gelmeye başlar.

         Resmi tarihimiz İstiklal Savaşı'ndan sonra İngilizler başta olmak üzere işgal kuvvetlerini İstanbul'dan nasıl başları önlerinde çıkarttığımızı yazar. 18 Mart 1915 Çanakkale yenilgisinden 3 yıl sonra elini kolunu sallayarak 13.Kasım 1918 yılında İstanbul’a nasıl girer? Madem girdi, tamamen İstanbul’u işgal etti, ne aldı da kuzu kuzu “Geldiği gibi gitti”? Bu18 Mart 1915 ile 13.Kasım 1918 ve 6 Ekim 1923 tarihleri arasında geçen olaylar hakkında Türk Milletinin aklına takılan bir sürü soru işareti vardır. Nitekim Türk ordusu, tek bir kurşun atmadan 6 Ekim 1923 günü İstanbul'a girmiştir.

          6 Ekim 1923 tarihinden 2002 yılına kadar bütün şiddeti ile devam eden Osmanlı Devlet anlayışı ve İslam Dinini referans alan toplumsal hafızayı yok etme silme operasyonu, Türk Milletinin bazı şeylerin farkına varması ile insanlarda fabrika ayarlarına geri dönüş başladı.

          Türk Milletini 2002 yılına kadar kendi seçtiği iktidarın vesayet altına alınarak halkla arasına girilmesi gözünü açtı. Milletin Seçtiği parti ve liderler; ne zaman Ülkenin kalkınması ilerlemeye çalışması yönünde adım atsa, sırtını halka verse, ya askeri darbe oluyor, yada iç ve dış vesayet odaklarının perde arkasından oyun tezgahlayarak, iktidarı engelliyorlardı. 1950-1960 Merhum Adnan Menderes iktidarı, 1974 Merhum Erbakan ve Merhum Ecevit hükümeti, 1977-1979 Merhum Bülent Ecevit hükümeti, 1984-1991 Merhum Turgut Özal hükümetleri aynı şekilde iç ve dış güç odaklarının vesayeti tarafından pasifize edilmiştir. 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra tek başına iktidar olan Ak Parti, 2004 yılı ocak ayının 8. günü Parti genel merkezinde yaptığı genişletilmiş istişare toplantısında; Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan basına kapalı toplantıda partililere şöyle seslendi.

          “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, böyle gelmiş böyle gitmez,  Türkiye Cumhuriyeti Bağımsız ve Egemen bir devlet olarak diğer dünya devletleri gibi tüm uluslararası platformlarda eşit şartlarda konuşacak. Milli iradenin üstünde hiçbir vesayeti kabul edemeyiz. Devlet ve millet olarak kırmızı çizgilerimiz vardır bu kırmızı çizgilerimizden asla taviz veremeyiz”

          Böylece yeni bir dönem başlamış oldu. Bu sürecin zemininde karşıt düşüncelerin çatışma ‘niçini’ ‘bunu ben yapacaktım’ın, ideolojilerini savunma refleksinden başka bir şey değildir. Olanlar olması gereken şeylerken, herkes, Devletin insan fıtratını zedeleyen davranışlarının yerini evrensel hukuk almasının kavgasını verilirken, bazı çevrelerin Devletin bu kıvama gelme adımlarına karşı direnmesi tam da ‘ben yapacaktım’ın insan malzemesine uygun başkalaşım semptomudur.

       Tüm aklı başında ortalama milletin tam da istediği gelişmeleri gösterse bile Devlet, bu dönüşüm ve iyileşmeler gerçekleşirken, hoşlanmadığı düşünce mensupları işin başında olunca, milletin yararı yerine, ‘hoşlanmadığı düşünce’ye olan savaşını hatırladılar.

        Hoşlanmadığı düşünce mensupları, uzun yıllardır mücadelesini verdiği demokratik hakları ve evrensel devredilemez hakları avucuna koysa bile, ideolojik karşıtlığı aşıp ‘oh ne güzel istediklerimiz gerçekleşiyor’ demelerini beklemek hata olur.

        Devletin geçirmesi gereken evreleri iktidarlar durduramaz hızlandıramaz. Bu Ülkede Kürt sorunu vardı, tam anlaşılamayan Ulus Devlet ve Atatürk Milliyetçiliği başlangıcından beri. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının içinde sadece Türk’ler vardıysa, Atatürk dönemi boyunca, gerek kurtuluş savaşı ve gerekse sonraki kalkınma mücadelesinde böyle bir ayrım yaşanmış mıdır?

        Demek ki, misak-i milli sınırları içindeki her renk ve inançta insan eşit düzeyde kabul edilerek hep birlikte Ulus devlet inancı varmış. Belki o dönemlerde bazı ayrılıkçı marjinal hareketlere karşı Devlet hırçın davranmış olabilir.

        Ama bu gün bu Devlet çözüm süreciyle her türlü ayrışma ve farklılığı önceleyen guruplaşmalara eşit düzeyde şefkatle yaklaşma gayreti olmuştur. Üstelik Devletin millete bakan yüz profili olarak, gelişmiş ülkelerin insan hakları profilini gölgede bırakmıştır.

        Bu açıdan bakılarak; Türkiye Cumhuriyetinin kırmızıçizgilerini görmeye çalışırsak, TBMM’ye girmiş hangi siyasi partilerin kırmızıçizgileri Devlet ve Milletin kırmızıçizgilerine uygundur? Türkiye Cumhuriyeti Devleti için, diğer muhatap devletlerin kendilerine tanıdıkları egemenlik ve bağımsızlık hakkı meşruiyetinden gelen hareket alanını Türkiye Cumhuriyetine tanımadıkları Türk Milleti tarafından anlaşılmıştır. Ancak Bu zaman kesitine gelene kadar NATO ve BM üyesi olduğumuzdan, iş başındaki iktidarlar günü kurtarmak niyetiyle bu korkunç gerçeği halktan gizleme gafleti içindeydiler. NATO’nun en çok katkı veren üyesi olmamıza rağmen, NATO’nun Türkiye Cumhuriyetine karşı olan görevlerini yapmadığı biliniyor. Örneğin NATO sözleşmesinin 5.maddesi bir çok defa işletilmesi geren şartlar oluştuğu halde bu madde, Türkiye için yürürlüğe sokulmamıştır. Maalesef diğer NATO üyeleri için sudan bahanelerle bile işletilmiştir.

       Kasım 2018’in ilk haftası itibari ile diplomasi alanında yapılan stratejik hamleler sonuç vermeye başlamış, Uluslararası alanda bozulan dengeler ve üç boyutlu fiili savaşlarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sırf Müslüman ve Türk olduğu için üyesi olduğu NATO ve BM tarafından, hatta Uluslararası finans kuruluşları üzerinden yapılan diz çöktürme saldırıları karşısında, Devleti Milleti ve İktidarı bir olup direnmiş ve sonuç almıştır.

        Eski dönemlerle bu iktidar dönemi arasında ki tek fark; iktidarın iç ve dış saldırılara karşı halkla bütünleşerek, halkı konuyla ilişkilendirmesi açık olması ile milli bir duruş sergilemiş olmasıdır. Dış güçlerin desteğindeki vesayet odakları karşısında dik durmuş, şapkasını alıp gitmemiştir. 15 Temmuz 2016 işgal girişimine karşı halkla omuz omuza verip işgali birlikte engellemiştir.

       “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Vatan” ve “Milli iradenin üstünde bir güç tanımıyoruz” ve “Dünya beşten büyüktür” kırmızı ve kalın çizgiler önümüzdeki yıllarda hızlanacak olan Türkiye Cumhuriyetinin yükselişini daha da berraklaştıracaktır.

       Siyaset sahnesinde salt, Cumhuriyet, Laiklik, Şeriat ve başörtüsü malzemeleri yerine, Milletin ihtiyaç ve beklentilerini vaat etmek yerine, Siyasi iktidarla Devleti aynı hedef tahtasında kurşunluyorlar.

       Uluslararasında bir çeşit savaş sürüp giderken, İktidarın zamana bağlı sonuçlar tasarlayarak yaptığı hamlelerden kısa dönemde, Millet yararına uygun bir sonuç çıkmadığı hallerde içerde ve dışarıda bayram edenlerin sevincini başka nasıl açıklayabiliriz?

 

 
Etiketler: Türkiye, Cumhuriyeti, Devleti'nin, Kırmızıçizgileri,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Kasım 2018
KUVVETLER AYRILIĞI VE ADİL DEVLET
71 Okunma.
05 Kasım 2018
Sultan Galiyev ve Mustafa Suphi neden öldürüldü?
189 Okunma.
01 Kasım 2018
CUMHURİYET VE MİLLİ KURUMLAR
205 Okunma.
25 Ekim 2018
MİLLİ MEVZULAR VE POLİTİKA
412 Okunma.
18 Ekim 2018
TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR
458 Okunma.
14 Ekim 2018
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İDDİASI
277 Okunma.
11 Ekim 2018
GEÇMİŞ GERİDE DERS ÖNÜMÜZDE
313 Okunma.
04 Ekim 2018
ŞERAFETTİN NAS’IN BİTMEYEN MÜCADELESİ
321 Okunma.
01 Ekim 2018
FİNANSMAN MALİYETİ VE FİYAT ARTIŞI, İÇ PİYASALAR;
354 Okunma.
27 Eylül 2018
BM’NİN 73.GENEL KURULU VE ABD’NİN ÇÖKÜŞÜ
273 Okunma.
20 Eylül 2018
DEMİRPARK AVM (67BURDA) VE 3. HAVA ALANI
286 Okunma.
13 Eylül 2018
İNSAN OLMA SANATI VE DEVLET İŞLERİ
194 Okunma.
06 Eylül 2018
Modern yaşamın sebep sonuç çıkmazı
260 Okunma.
03 Eylül 2018
DARBELER VE EKONOMİK KRİZLER
166 Okunma.
30 Ağustos 2018
TRUMAN DOKTİRİNİ, MARŞHALL YARDIMI VE BAĞIMSIZLIK
237 Okunma.
16 Ağustos 2018
14 AĞUSTOS 2018 AK PARTİ’NİN 17. YAŞ GÜNÜ
495 Okunma.
08 Ağustos 2018
AMERİKA BİRLEŞİK ŞİRKETLER DEVLETİ
671 Okunma.
03 Ağustos 2018
BARDAĞI TAŞIRAN BRICS ZİRVESİ
321 Okunma.
26 Temmuz 2018
ENDİŞELENİN STRATEJİK ORTAKLAR
340 Okunma.
19 Temmuz 2018
SİYASET VE ALGI YÖNETİMİ
389 Okunma.
12 Temmuz 2018
TÜRK SOLU SORUNSALI
480 Okunma.
05 Temmuz 2018
DÜNYANIN SON 200 YILI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ
698 Okunma.
28 Haziran 2018
SEÇİM ATMOSFERİ
771 Okunma.
21 Haziran 2018
DERİN OLAN KUYU DEĞİL, KISA OLAN İPTİR
607 Okunma.
07 Haziran 2018
PARAN KADAR KONUŞ
604 Okunma.
31 Mayıs 2018
Cumhur ittifakı ve Millet İttifakı
518 Okunma.
25 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
392 Okunma.
24 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
282 Okunma.
10 Mayıs 2018
24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİNDEN SONRA
1048 Okunma.
03 Mayıs 2018
Dünya sahnesinde Türkiye
473 Okunma.
26 Nisan 2018
Bağımsız ve Milli Egemenliğine sahip olmak üzerine
726 Okunma.
19 Nisan 2018
Gündem seçim
1698 Okunma.
12 Nisan 2018
Beslenme ve Alışkanlıkları;
2005 Okunma.
05 Nisan 2018
Bir Ülke tasavvur ediniz ki;
1618 Okunma.
29 Mart 2018
Üçüncü Yol-üçüncü göz
1175 Okunma.
22 Mart 2018
Georges Politzer’den Sonra;
1210 Okunma.
15 Mart 2018
MESELE PETROL ENERJİ KORİDORU DEĞİL
816 Okunma.
08 Mart 2018
GELENEKSEL DÜĞÜNLER VE EKMEĞİN TADI
651 Okunma.
01 Mart 2018
İSTİLA – KATLİAM – YAĞMA GÖRÜN
1382 Okunma.
22 Şubat 2018
YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ VE TERÖR
1168 Okunma.
15 Şubat 2018
Bütün Yollar Ortadoğu’ya çıkıyor
1562 Okunma.
08 Şubat 2018
Köprü meselesi ve kozlu kavşağı
1133 Okunma.
01 Şubat 2018
Birleşmiş Milletler ve Zonguldak
809 Okunma.
25 Ocak 2018
Başarılı olmak yerine, başarılıyı dibe çekmek
848 Okunma.
18 Ocak 2018
Yağmalanmış Ülkeler
1439 Okunma.
11 Ocak 2018
Hasta Partiler, Hastalıklı Partililer
686 Okunma.
05 Ocak 2018
Hafıza Kaybı
892 Okunma.
28 Aralık 2017
Üçüncü Dünya Halkları
816 Okunma.
24 Aralık 2017
İnsan Ne Kurttur, Nede Kuzu
601 Okunma.
14 Aralık 2017
İNSAN İÇİN DEVLET
864 Okunma.
07 Aralık 2017
DEVLET VE İNSAN
666 Okunma.
30 Kasım 2017
İŞLETME VE MALİYET
781 Okunma.
23 Kasım 2017
İŞ KUR, KOSGEB, BAKKA
876 Okunma.
16 Kasım 2017
AMERİKAN RÜYASININ KABUSLARI
874 Okunma.
09 Kasım 2017
NE OLACAK BU TTK
858 Okunma.
02 Kasım 2017
GÜNÜN KONUSU TTK
1008 Okunma.
26 Ekim 2017
TTK’YI KURTARMA PLANI
1203 Okunma.
19 Ekim 2017
DEVLET VE DEMOKRASİ
969 Okunma.
12 Ekim 2017
DALDAN DALA
1152 Okunma.
06 Ekim 2017
KIŞLIKLAR HAZIRLAYIN
841 Okunma.
28 Eylül 2017
ELEŞTİRİLMEK
994 Okunma.
22 Eylül 2017
PARTİLER VE TEŞKİLATLARI
1228 Okunma.
15 Eylül 2017
SİYASETİN FİNANSMANI
1303 Okunma.
08 Eylül 2017
Bu yazıyı 2013 Mayıs’ta yazmıştım!..
852 Okunma.
25 Ağustos 2017
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE ÇÜRÜME
1110 Okunma.
18 Ağustos 2017
HİZMETKAR VE MİLLİ (YERLİ) OLMAK
865 Okunma.
10 Ağustos 2017
Benim seçilmediğim yer batsın!
1281 Okunma.
02 Ağustos 2017
SOSYAL MEDYANIN YAN ETKİLERİ
935 Okunma.
25 Temmuz 2017
GENEL KURUL GELENEĞİ
1044 Okunma.
18 Temmuz 2017
DEMOKRASİNİN FİDANLIĞI DERNEKLER
1051 Okunma.
10 Temmuz 2017
EMEKLİ MAAŞLARI
1308 Okunma.
Haber Yazılımı