Yazmanın iyileştirici gücü

Duvarları bebek mavisi ile kaplı bir hastane ameliyathanesinde ya da kış mevsiminin kuru soğuğuna kafa tutmaya çalışan mandalina kabuğu kokusu ile dolup taşan bir odada dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren doğanın kanunu gereği adım adım büyümeye başlarız.

Minicik bir bebeğin yumuk yumuk gözleri ile baktığında etrafındaki hiçbir şeyin ismini koyamadığı, henüz konuşma eylemi ile tanışmadığı için derdini anlatırken kendi çapında ürettiği kelimelerden oluşan bir dil yoluyla anlamsız ama sevimlilik yaratan iletişim kurmak için çabaladığı evresi, özellikle aile açısından ne kadar zorlu, alışması güç bir durum gibi gözükse de aslında evrelerin en masumudur.

Çünkü dünyadaki bütün insanların farkında olduğu üzere; insan gelişim, oluşum içerisinde bulunduğu müddetçe bu duruma bağlı olarak evrelerin zorluk seviyesi de aşama aşama artmaktadır.

Bunun en basit nedeni; hiçbir canlı varlığın -yeşili örtbas edilmiş bir ormanın kuytu karanlığında gümbür gümbür uluyan kurdun, her öğretmenin sorumluluk sahibi olmamızı amaçladığı için malzemeleri pamuk ile fasülyeden oluşan bayıla bayıla yaptığımız ev ödevi ya da sonu kötü biter korkusu ile kararlarına yön verip pişmanlık dolusu keşkeler biriktirmiş bir ömre sahip bireyin- anında büyüyüp gelişemeyeceği gerçeğidir.

Şimdi sizlere bahsetmek üzere olduğum ‘’yazmak’’ eylemi de dünyaya gözlerini daha henüz açan ufacık bir bebeğin geçtiği evreler, hatta öncesinde de söz ettiğim gibi canlılar familyasında yer alan her canlı ile aynı kaderi yaşamaktadır.

Bu durumun nedeni ise; yazmak eyleminin gözle görülür olmasa bile soyut anlamda hissetmekte olduğumuz bir gelişim hareketliliğine, bir oluşum dinamiğine sahip olmasıdır.

Dilimizi anlaşılır hale getirebilmek için kullanmakta olduğumuz sözlükte diğer adı ‘’tahrir’’ olarak bilinen yazmak eyleminin açıklaması en yalın hali ile şu şekilde kelimelerle bütünleşmektedir:

‘’Düşünceyi, sözü özel imgelerle ya da harflerle kağıda geçirmek.’’

Diğer bir yandan iletişim aracı olarak kullanmakta olduğumuz yazmak eyleminin bedenimizin içinde hapsolan ruha şifa veren, ruhu iyileştiren bir gücü bulunmaktadır.

Daha da açıklayıcı bir anlam ile ifade etmek gerekir ise; kabuk kabuk yaralarla kaplı olan bir bedeni iyileştiren, yaraların kabuklarını yumuşacık yapıp yok olmasını sağlayan nemlendirici ilaçlar bulunuyorsa ruhumuzu cayır cayır yakan kabuklu yaralara su serpen, ruhumuzun morarmış acılarını dindiren ilaçlardan biri de yazmaktır ki çoğu kişiye göre -hatta birçok psikolog tavsiyesine göre- bu konu üzerine en etkili yöntem olarak önerilmektedir.

Bu bilgiyi desteklemek gerekir ise; yazma eylemini gerçekleştirirken kağıt ve kalem ile baş başa kaldığımızda veya dış dünyayla iletişimi kesip  mental sağlığımıza göre hazırladığımız kahvemizi alıp sabahtan akşama kadar başından ayrılmadığımız bilgisayarımıza dikkatimizi verdiğimizde ilk adımın kendimizle yüzleşmek olduğunun farkındalığının bilincine varmaktır.

Olumlu enerji ile dolup taşan ruhumuza neyin zarar verdiği, mental sağlığımızın nasıl hasta olduğu probleminin nedenini ancak o zaman bulabilirsiniz çünkü kendinizi en iyi tanıyan kişi sizsinizdir ve duygularınızı cam kırığı gibi paramparça eden olayları ancak o zaman fark edersiniz.

Bu cam kırıklı hisleri, cayır cayır yakan soyut kabuklu yaraları, morarmış acıları yazmak -daha doğrusu yazma cesaretini gösterebilmek- bir insanın yaşayacağı en zor evrelerden biridir çünkü başından geçen olumsuzlukları film şeridi gibi tekrar gözünün önünden geçirip beyninde tekrar tekrar canlandırmak fiziksel acılar ile eşdeğerdir.

Fakat bu örneklendirdiğim durumlara sahip bireylerin bir hışımlık cesaret ile kendi içine dönüp sadece o bahsettiğim dünyaya odaklanması o çürük çürük olumsuzluk kokan durumları buram buram pozitiflik kokan durumlara çevirmesinin bir göstergesidir.

Son olarak; bana fikrimi soracak olursanız, yazmak başlı başına bir yetenektir ama bu hayat herkesin kendine has tarzda yazdığı bir romandan ibarettir.

Başrolü olduğunuz hayatınızın her dakikasında yazmanın iyileştiren gücü sizinle olsun dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemre Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İnanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İnanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İnanış Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İnanış Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Yeşil - Yazıda bahsedildiği üzere yazmak eyleminin iyileştirici bir gücü olduğuna inanan biri olarak böyle düşüncelerin olduğunu bilmek de beni keyiflendiriyor.

Yazmak başlı başına bir yetenek olsa da her canlıya bahşedilen yazmak yeteneğinin çeşitliliğiyle -ki bu yaşamak fiiline bile indirgenebilir- her canlının ruhunu dinlendirebilmek için yazma eğilimine yakın olması da bu tedavi yöntemini daha evrensel kılıyor.

O yüzden de bugüne kadar herhangi bir ruha iyi gelen yazıların öncesindeki yaşama, o yaşamı somutlaştıran düşüncelere, bu düşünceleri aktaran imgelere, imgeleri kağıda taşıyan kaleme ve kalem tutan her bir ele ayrı ayrı teşekkürler...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 02 Ağustos 09:37
02

Cemre - @Yeşil 01 nolu yoruma cevabı: Bu uzunluğu derin ve kelimesinin her anlamı önemli olan yorumunuz için minnettar kaldım… Böylesi benimkilere benzer düşüncelere sahip olmanız da beni ayrıca mutlu etti. Ben teşekkür ederim…

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Ağustos 22:45