BAŞKALARININ HAYATINA BURNUNU SOKMAK

Evde -kendi ellerinizle her milimini özene bezene düzenlediğiniz köşesi olsa bile- vakit öldürmeye çalışırken en sevdiğiniz renklerle baştan aşağı boyanmış dört duvarın korku filmlerinde aklımızın kabul edemediği doğaüstü bir canavar gibi üstümüze gelip ruhumuzu bunalttığı anlar vardır.

Her insan böyle zifirinin en yoğun tonundaki karanlık anı hissine düştüğü zaman kendini her kelimesini dikkatli bir şekilde seçerek ballandıra ballandıra anlattığı, kılını kıpırdatmadan ama sevdiği, istediği şeyleri -günün ilk saatinden son saatine kadar yattığı yerden televizyon izlemek,birtakım sinek vızıltısı tadında beyinde uçuşan mental düşüncelerden kurtulup uyku tutmadığından tavanla bakışmak, en rahat hissettiği ve prizin en yakın olduğu tekli koltukta gün boyu sosyal medyada aylak aylak dolaşmak, hafif yağmurlu bir günde cam kenarındaki pofuduk sandalyesinde aklına hücum eden her bir düşünceyi unutup baktığında yüzünü gülümseten bir kupada damak zevkine uygun bulduğu kahve yudumlamak gibi- yaptığı konfor alanında bile diken üstünde oturuyormuş gibi bir duyguya kapılır.

Bu konfor alanında keyif çatarken birdenbire dünyası kararan insanlar -bir trafik kazasında bacağının birini kaybedip ömrünün kalan süresini tekerlekli sandalyede geçirmek zorunda kalan biri ya da karşılıklı yoğun duygular beslenerek yaşanan bir aşk ilişkisindeki iki sevgilinin uzak mesafeler yüzünden birbirine sarılamayışı gibi- içten içe, ne kadar kendine bile itiraf etmeye zorlansa da, bir mucize olmasını umut eder.

Ancak, herhangi bir ufacık mucize beklentisinde olmak, daha doğrusu herhangi bir beklentiye girmek üzer -ki sizinde adınız gibi emin olduğunuzdan hiç şüphem yok- ve insan doğasında bulunan bazı çürük kokulu, çirkinlik dolu özelliklerden dolayı dünyası kararan bu insanların karınca adımı misali zor bela geçen zamanın her dakikası zehir zemberek olur.

İnsan doğasında bulunan bu çürük kokulu, çirkinlikle dolup taşan özelliklerden birisi, başkalarının hayatına burnunu sokmaktır.

Çünkü -her zaman belirttiğim ve her şey de olduğu gibi-  insan doğasının beslendiği kötü tarafı ‘’düşüne bir tekme de sen vur’’ felsefesini kendine hayat amacı olarak belirlemiştir ve bu kötü tarafı besledikçe sinsi bir şekilde nefsine karşı olan hakimiyetini kaybetmeye başlar.

Bu insan doğasındaki en çürük kokulu özelliğin yeri, yani başkalarının hayatına burnunu sokma durumu toplumda o kadar büyük yer kaplamıştır ki kullandığımız sözlükte bile yer edinmiştir ve anlamı ise şu şekilde ifade edilmiştir:

‘’Bir kişi ya da kişilerin karışmaması gereken olayların içine girmek, devamlı olarak kendisini kattiyen alakadar etmeyen konularda göz göze gelme anını bekleyerek yorum yapmak için hazır ol edasında beklemek’’.

Halbuki -benim fikrimi merak ediyorsanız- burun denince aklımıza gelmesi gereken ilk şey, burnun koku duyusu organı olduğunu bilmek gerektiğidir.

İnsanlar; burnunu çılgın bir enerjiyle dolup taştığı bir gün yürüyüşe çıktığında çakıl taşlı yolun kenarında gözünün ucuna takılan beyaz bir papatyayı veyahut sabah karnım ağrıyor numarasını yutturamadığı sebepten ötürü gittiği okuldaki son dersini ‘’annem en sevdiğim yemeği yaptı mı acaba?’’ diye düşünerek geçirip eve geldiğinde bütün evi sarıp sarmalayan o anne eli lezzeti kokusunu koklamak için ve hatta en mühimi ömrünü devam ettirebilmesi için, yani nefes alabilmesi için vardır.

Ama üzülerek tekrar söylemek isterim ki kimi insanlar -eğer dikat ederseniz bütün insanlardan bahsetmiyorum- insanlar söyleyecek bir ton söz, yapacak milyarlarca yorum için hazır ol edasında bekler çünkü acımasızlık kanlarına işlemiştir.

Sizlere böyle insanların etrafınızda barınmadığı sakin bir hayat ve bu insanlar karşınıza çıktığında ise savaşabilecek bir güç dilerim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemre Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İnanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İnanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İnanış Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İnanış Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.