Beklemek

Sonunun ne zaman geleceği baş döndürücü sorularla dolup taşan hayatımızı sürdürmekte olduğumuz gezegende bütün görüş açımızı kaplayan gökyüzünün en tepe noktasında -bütün evrenin en mühim ödülünü alan ünlünün peşinden koşan paparazzi kameralarının göz kamaştırıcı ışıkları misali- parlayan güneş, gözle kaş arasında haylaz misafir çocuğunun ulaşmasının yasak olduğu bir eşyaya hayretlere düşüren sinsi bir gizlilikle o eşyaya dokunup yok olması gibi ortadan birdenbire kaybolur ve hiç kimse ne olduğuna en ufak bir anlam veremeden bütün görüş açımızı kaplayan gökyüzü uçsuz bucaksız bir karanlığa bürünür.

Veyahut; maaşı dolgun olan bir iş bulmak uğruna ömrünün çoğu kısmını üniversite diploması almak için didinen bir kişinin iş hayatında sinir bozucu derecede huysuz karakterli bir patrona, gereğinden fazla çıldırtıcı derecede birbirinden geçimsiz karakterli iş arkadaşlarına sahip olup -omuzlarında binlerce ton ağırlığında hayal kırıklığı taşıdığı yetmiyormuş gibi- her yeni güne özenle seçilmiş eziyet dolusu bir hafta geçirdikten sonra ona dünyada cenneti yaşıyormuş gibi hissettiren izin günlerinde yaptığı buram buram keyif kokusu yayan şekerlemeleri yaparken şıp diye geçen zamanın asla ve asla farkına varılmaz.

Yalnızca bir gün içinde -diğer bir deyişle yirmi dört saat- etrafımızda bütün bu ardı arkası kesilmeyen rutin olayları gerçekleştirirken ya da ömrümüzü paylaşmaya karar verdiğimiz kişi tarafından - ‘görünce aklıma sen geldin’ tatlı dilli hediyesi adı altında- oradan oraya sürüklenen hayatımızı düzene sokmak için alınan planlayıcıya hevesle yazdığımız yapılacak listesindekileri yapmaya gayret gösterirken nasıl akıp gittiğini bir türlü anlam bulamadığımız, farkına varamadığımız zaman döngüsünde bir de beklemek işin içine girer.

Bir çırpıda iki dudağımızın arasından dökülüp kısacık saniyeler içerisinde bir kulağımızdan giren ve diğer kulağımızdan öylesine bir kelimeymiş gibi başını alıp giden beklemek eyleminin sahip olduğu güce bakıldığında her günü müthiş facialarla dolu geçen hayatımızda ödümüzü deli dehşet şekilde koparan cehennemi yaşamaya eş değerdir.

Kimi insanlar için çok önem arz etmeyen, kimi insanlar içinse ölümden betermiş gibi hissettiren bu eylem kullanmakta olduğumuz dilde iki farklı anlam içerir.

Bu anlamlardan birinci en anlaşılır şekilde şu kelimeler ile açıklanır:

‘’Bir iş oluncaya, bitinceye, sona erinceye ya da biri ya da bir şey gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak.’’

Diğer anlamı ise şu kelimeler ile açıklanır:

‘’Biraz zaman vermek, süre tanımak.’’

Bu basitmiş gibi görünen anlamlar ele alındığında beklemek eylemi öğrenmek için gecelerce kafa patlattığımız muhasebe dersi tablolarına benzeyen inişli çıkışlı hayatımızın -çocuk oyuncağı misali- çok kolay bir parçasıymış gibi durur ve bir arkadaş ortamında konusu açılıp hakkında konuşulduğu zaman -ki bazı insanlar her şeyi bildiklerine adı gibi emin olduğuna kalıbını basar-  bebek işiymiş gibi görünür.

Lakin; bir bireyin başına geldiği an, bir birey beklemek zorunda kaldığında nasıl kuş gibi uçup gittiğine anlam veremediği, yelkovanın akrebi kovaladığı saattin nasıl geçtiğinin bir türlü farkına varamadığı zaman birdenbire çoğu zaman gülmekten karnımızı ağrıtan ağır çekimli şaka videolarına dönüşür ama beklemek zorunda olan birey o an kahkahalara boğulmak yerine, bütün vücudunu saran sancı yetmiyormuş gibi bir de çektiği acı yüzünden olduğu yerde dokuz doğurmaya başlar.

Görüldüğü üzere beklemek eylemi bir insanın başına geldiğinde -ne kadar bilgiye sahip olursa olsun- bütün bildiklerini unutup ne yapacağını şaşırır ve sanki kaderiymiş gibi bu dayanılmaz ağırlığı kabullenmekten başka çare bulamaz.

Tıpkı William Shakespeare’in de başka çare bulamadığı gibi;

‘’Beklemek cehennemdir. Ama beklerim seni. İyi kötü demeden, suçlamadan keyfini.’’

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemre Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İnanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İnanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İnanış Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İnanış Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.