“BU GÜNLER DAHA İYİ GÜNLERİMİZ!..”

Ülkeyi yönetenlerin bozulan ekonomiyi düzeltmek gibi rasyonel ekonomik tedbirleri yok! Ekonomi verilerine bakıldığında toplum olarak kemer sıkmaya kadar acilen alınması gereken bir dizi önleme ihtiyaç var. Ancak bu tür kararların sandıktaki olumsuz etkileri göze alınamıyor, ila niyet iktidarda kalma gibi bir niyet olduğu görülüyor!

Sürekli iktidarda kalmaya yönelik irrasyonel ekonomi politikaları ülke ekonomisini zor duruma soktu, içinden çıkılmaz duruma geldi! Türkiye ekonomisi batmıyor ama içten içe çürüyerek, toplumun refahına yönelik umutlar imkânsızlaştı! Olumsuz ekonomi politikalarıyla birlikte seçim ekonomileri krizi daha da derinleştirdi. Sadece ekonomi alanında değil, her alanda olduğu gibi toplumsal gerilimi artıran eylem ve söylemler kutuplaşma ortamını artarak devam ettirdi!

Türkiye’de yükselen enflasyon ve liranın değer kaybı milyonlarca kişiyi mali yıkımın eşiğine getirdi. Enflasyonun tavan yaptığı bir süreçte asgari ücret son dönemde ikiye katlandı, adaletsiz gelir dağılımı, dengeleri bozdu! Nüfusun neredeyse üçte birini oluşturan emekli kesimin maaş artışı, çarşı pazar enflasyonun çok altında kaldı ve TÜİK verilerine göre belirlendi. Bağımsız Enflasyon Araştırma Gurubu (ENAG) enflasyon verileri ise TÜİK verilerinin iki katı çıkması kafa karışıklığı yarattı! Geçmiş yıllarda asgari ücretliden bir buçuk kat fazla maaş alan emekliye refah ve iyileştirme payı bile çok görüldü! Sosyal adalet ve gelir dağılımı arasında uçurum büyüdü. Devlet yetkilileri “emekliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz, refaha ortak edeceğiz” sözü havada kaldı.

”Verdik, vereceğiz” derken, bakanlar kurulundan çıkacak müjde beklentisi hüsranla sonuçlandı, emekli kesim Medine dilencisine döndü!

Toplum olarak partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte her şey değişti. Dünyada başka bir örneği görülmeyen sisteme toplum olarak hazırlıklı olunmadığının sancıları yaşanmaya başlandı! 21 yıldır iktidarda olan iktidar yeni Türkiye sloganıyla yol almaya devam ederken ekonomi duvara tosladı. Türkiye ikinci yüzyılı coşkusu kulağa hoş geldi ama ekonomik krizden nasıl çıkılacağı, refaha nasıl ulaşılacağı anlatılmayan içi boş bir söylem çıktı!

Türkiye Cumhuriyeti 1923’te Cumhuriyet ilan edilmeden önce, kurucu önderler, dünya savaşı ve Osmanlı imparatorluğunun dağılmasıyla birlikte, bozulan finans ve iktisadi alandaki olumsuzlukların giderilmesi yönünde acilen İzmir İktisat Kongresi’ni toplamıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası bozulan dengeler yeniden kurulması için kollar sıvanmış, henüz sonuçlarının ne olacağı belli olmayan girişimler başlatılmıştı. Dünya düzenin yeniden kurulduğu bir süreç ve şartlarda, İzmir İktisat Kongresi’nde yeni kurulacak olan Ulus devletin iktisadi yol haritası çizilmişti.

Gidişat ve bozulan ekonomi dengeler göz önüne alındığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce ekonomik ve sosyal konsey toplanmadı, sürüklenmekte olduğu ekonomik krizden kurtulmak için alınacak tedbirlere ihtiyaç duyulmadı!

Siyasi iktidar yeni Türkiye söylemiyle başladı. Türkiye’nin ikinci yüzyılıyla verdiği startta realiteye dayalı bir şeyler ortaya koyamadı. Küresel dünya düzeninde kartlar yeniden karılırken teknolojik rekabet döneminde ne yapılacağı anlatılamadı. Bu rekabet ortamına yasa ve hukuk düzeni başta olmak üzere mahkemelerin bağımsız işleyişine gölge düşürecek siyasi gelişmelere kadar bir dizi engel teşkil eden olguların nasıl giderileceği gündeme bile alınmadı!

Devlet kademelerinde iktisat ve ekonomi alanında önemli görevler almış, eski hazine müsteşarı, iktisatçı Mahfi Eğilmez bir yazısında; “Seçim sürecinde vaat edilenler, yapılan harcamalar, kur korumalı mevduat uygulamasının yükü, varlık fonundaki kamu kuruluşlarının içinde bulunduğu durum, depremin getirdiği son derece ağır yük, bütçe açığındaki hızla artış ve olumsuz beklentiler dikkate alındığında ortadaki ekonomik enkazın büyüklüğünün hayal gücümüzü aştı.”  şeklinde belirtti.

Bir gurup bilim adamları ve iktisatçılar ise “sadece enflasyonu dizginlemek, cari açığı toparlamak tek sorun olsaydı işin içinden çıkmak çokta zor olmazdı. Geçmişte de bu tür krizler bir iki yılda atlatıldı. Bu kez öyle değil, yürütme kendisini devlet gibi görmeye başladı, devlet kavramı yara aldı, ülkenin en yüksek Anayasa Mahkemesi kararlarını alt mahkeme tanımadı, AİHM kararlarının bağlayıcılığı dikkate alınmadı, hukuk alanında kriz derinleşti. Başta hukuk sistemindeki olumsuzluklar düzelmeden ekonomideki toparlanmanın kalıcı hale gelmesi çokta kolay değil. Öyle olsaydı 2003-2010 arasındaki toparlanma kalıcı olur, bugün ki ekonomik enkazla karşı karşıya kalınmazdı.”

Tarafsız bilim adamları ve iktisatçıların bakış açısına göre yerel seçim sonrası ve geleceğe yönelik ülke ve toplumu çokta iyi günler beklemediği niyet okuyuculuğu değil, yapılan analizler boş değil, olumsuz gelişmelerin bir göstergesi olarak ortaya çıktı. Sonuç olarak yakın gelecekte toplumun her kesimi dikkatli olmalı “Ayağınızı yorganınıza göre uzatın” atasözü unutulmamalıdır!

Zira “Bu günler daha iyi günlerimiz“olacağının emareleri şimdiden görülmeye başladı bile!..

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Altıntaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İnanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İnanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İnanış Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İnanış Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.