0
Yazı Detayı
13 Mart 2019 - Çarşamba 17:17 Bu yazı 174 kez okundu
 
HOŞÇAKAL ÇOCUKLUĞUM!...
Neslihan YÜKSEL
 
 

Çok küser misiniz? Hem de bir çocuk gibi. Vara, yoğa, olana, olmayana. Sallar mısınız dudaklarınızı hemen? Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi, düşer mi yüzünüz? Parça parça olur mu kalbiniz? Çıkar mısınız oyundan? “Olur mu hiç?” dediğinizi duyar gibiyim.

“Ben oynanıyorum!” deme şansımız yok artık değil mi? Ne güzeldi çocukken, “Ben oynamıyorum.” der, çıkardık oyundan. Sonra öfkemiz yatışır, sığışırdık hemen bir köşeden içeri oyuna. Devam ederdik, kaldığımız yerden. Sanki; hiçbir şey olmamış gibi. Az önce salya sümük ağlayan, değilmişiz gibi...

Sanırım; egomuz tam gelişmemiş o zamanlarda. En azından henüz tavan yapmamış. Ya da sevdiklerimiz o şişkin egomuzdan çok daha değerli imiş. Bizden küçükleri kollayıp bizi yenmelerine izin verecek kadar mütevaziymişiz. Ve boyumuzdan büyük, yüce bir ruha sahipmişiz. O kısa, çelimsiz bedenimizin altında aslında ne kadar büyükmüşüz. 

Acelemiz ne imiş? Neden büyümek için bu kadar acele etmişiz. Önce “Çok ayıp!” demişler hareketlerimize. Bize doğru sallanan bir parmakla birlikte. Sonra “Sen artık büyüdün!” demişler. Duruma göre bazen küçüksün, bazen büyüdün sözleri arasında bocalamış hep çocukluğumuz. “Bir yanımız çocukluğun tadını çıkarayım.” demiş. Bir yanımız “Bir an evvel büyüyeyim de, özgürlüğüme kavuşayım.” diye düşünmüş. İşte böyle gel-gitler arasında ne olduğunu anlamadan geçmiş gitmiş en kıymetlimiz, her şeyimiz, bu günümüzdeki halimizin yapı taşları. Kaymış gitmiş avuçlarımızdan farkına varmadan. Daha ne olduğunu anlamadan gelmiş oturmuş bedenimize gençliğimiz. Daha çocukluğumuza doyamadan. Mahallede koşturup doyasıya sokaklarda oynayamadan. Hatalar yapıp çocukluğumuza sığınamadan...

Hep büyüklerin gölgesi düşmüş çocukluğumuzun üstüne. Bizim hata yapma fırsatımız olmadan, onların hatalarının bedelini ödemişiz hep. Oyun oynayıp güzel vakit geçirmek tek derdimiz olması gerekir iken; “Annem niye böyle hüzünlü bakıyor?” veya “Babam niye böyle öfkeli? soruları meşgul etmiş zihnimizi. Bir de çocuğuz ya; dünyayı kendi etrafımızda dönüyor sandığımızdan, tüm olumsuzlukların sebebi görmüşüz hep kendimizi. Dahası; çözümü! Onları mutlu etmek için harcamışız tüm emeğimizi. Yalandan mutluluk oyunları oynayıp mutlu göstermişiz kendimizi. Dışımız gülerse, içimiz de güler sanmışız. Yanılmışız! Aldatmış, bizi büyükler! Tecrübesiz, çömeziz ya. İnanmışız! Kandırmışlar bizi, hıçkıra hıçkıra ağlarken, bir şeker uzatıp. Gözyaşlarımızı silip almışız şekeri bir çırpıda. Kanmışız!..

Ne saf, ne temiz, ne can çocuklarmışız! Kanepeden atladığımızda uçtuğumuzu, düşüp dizimiz acıdığında annemiz öpünce geçer sanmışız. Ağlayan birini gördüğümüzde elimizdeki oyuncağı verince geçer, iyileşir sanmışız...

Neredesin şimdi çocukluğum? Ne yapmaktasın? Gelir misin benimle, en kırmızısından bir elma şekeri uzatsam? Ya da en pembesinden bir pamuk şeker aldam? Küstün mü, yoksa bana?

Giyinip kısa pantolonunu, hadi çık gel çocukluğum. Al varımı, yoğumu!...

İnsan en çok neyi özler? Tabii ki çocukluğunu! Çok özledim ben çocukluğumu. Küstüm! Oynamıycam artık! Bu sahte, büyüklük oyununu!

Hadi, uzat ellerini barışalım çocukluğum. Dönme dolapları çok sevsem de;...Ben hiç sevmedim, bu dünya denen düzendeki dönen oyunu!..

....Selam olsun içimizdeki çocuğa. Sevgi ve saygılarımla;

 

Instagram/tcneslihanyuksel

Facebook/İçsel Algılar

Blog/icselalgilar.blogspot.com

 

 
Etiketler: HOŞÇAKAL, ÇOCUKLUĞUM!...,
Yorumlar
Haber Yazılımı