0
Yazı Detayı
13 Mart 2019 - Çarşamba 17:16 Bu yazı 124 kez okundu
 
Kim neyi duymak isterse…
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Ağanın kapısının önündeki kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “kapıyı çalan, hatır soran siz olun” dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi tevdi etmek istiyordu ama kaçınılmaz son imamın oldu.

İmam efendi kalabalığa yönelerek el işaretiyle biraz daha sessiz ve sakin olmalarını istedi. Ağanın evinin önü miting alanı gibi olmuştu. İmam efendi sonunda kapıyı tıklattı, ses gelmeyince bir daha, sonra bir daha. Biraz sonra ağanın hanımı kapıyı açtı, aralıktan önce imama, sonra da imamın arkasında duran köy ahalisine baktı. Ağanın hanımı imam efendi için kapıyı araladı, hemen ardından da kapattı.

İmam efendi sessizce ağanın durumunu sordu. Değişen bir şey yoktu. Üç gündür odadan çıkmamış, ne bir ses ne bir haber vermişti. Kapının önüne koyduğu yemeği bir ara alıyor, sonra da el sürülmemiş şekilde yine kapının önüne koyuyordu. Ağanın durumu durum değildi. Herkes gibi ağanın hanımı da, çocukları da çok tedirgindi, ağa adına da, kendi adlarına da, köy adına da derin bir endişe içindeydiler.

İmam efendi ağanın bu durumunun ne zaman başladığını sordu. Hanımı sessizce anlattı. Şehre gidip geldikten sonra tek kelime etmeden odasına kapanmıştı. Beşinci sınıfa giden kızından bir kalem, bir de kâğıt istediğini de eklemeyi unutmadı ağa hanımı. Bu durum biraz garipti. Ağanın kâğıtla kalemle ne işi olurdu. Doğru dürüst okuma yazması bile yoktu. Hani köyün muhtarıydı ama o gücü elinde bulundurmasından kaynaklıydı, yaptığı hizmetlerden değil. İmam da biliyordu ki, köyde egemen güç kimse ağa da oydu, paşa da oydu, muhtar zaten oydu.

Köyün ağası olan Hasan efendinin babası da ağaydı, dedesi de, onun dedesi de. Padişahlık gibi babadan oğula geçen bir şeydi bu ağalık denen şey. Hani köyün tamamına yakını o ailenin olunca ağalık da kaçınılmaz, paşalık da kaçınılmaz, muhtarlık zaten kaçınılmaz.

Köyde iki sınıf insan vardı; ağa ve diğerleri…

Sadece “ağa” kısmına aile efradı da girerdi. Hısım akraba girmezdi, çünkü zaten köyün hepsi bir birine uzak-yakın akrabaydı.

Ağa aynı zamanda muhtar olunca zaman zaman şehre giderdi. Kaymakamlıkta, bazen valilikte, bazen belediyede, bazen jandarmada toplantı olurdu. Ağa da köyü temsilen orada bulunur, her bir şeye kendisi karar verirdi. Zaten kendisi demek, köy demekti, köyde yaşayanlar demekti, iti demekti, koyunu demekti, ineği demekti, bağları demekti, bahçeleri demekti. Yani ağa demek, köyün altı demekti, üstü demekti, her bir şeyi demekti.

Ama ağaya bir haller oldu. Üç gündür odasından çıkmadı. Çıktığı bir tuvalet, bir de kapının önüne konan yemeği almak için kolunu uzatmasıydı. Hepsi buydu ve tek kelime ettiği yoktu. Sadece odaya girerken kâhyasına çeşitli talimatlar vermiş, o da hemen bu emri uygulamaya koyulmuştu. Cuma günü namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, kazanlar kaynayacak, yemekler yapılacaktı. Bunu dediğinde günlerden pazartesiydi. Şehirden yeni dönmüş, akşamın karanlığı köyün yabanına düşmüştü. Salı, Çarşamba, Perşembe derken Cuma günü geldi çattı. Kâhyanın hazırlıkları tamamdı ama ortada muhtar yoktu, yani ağa yoktu, yani paşa yoktu, yani gücü elinde bulunduran adam yoktu.

Evdeki endişeli bekleyiş Cuma namazına kadar sürdü. Nihayet namazdan hemen önce ağa kapıda göründü ama tek kelime etmedi. Abdestini alıp, camiye yöneldi. Köy ahalisi camide ağayı kanlı canlı görünce derin bir nefes aldılar; güç yerindeydi ve gücü elinde bulunduran hem canlıydı hem de kanlı, üstelik aklı da yerindeydi ki, camiye kadar gelebilmişti.

Kâhya ağanın emrini imam efendiye de ulaştırmış, imam hutbeden hemen sonra köy ahalisine duyuru yapmıştı. Namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, köyün çeşmesini hizmete açacaklardı. Bu nedenle köylü orada olmalıydı, yemekler de orada yenilecekti. Ama önce misafirler yiyecekti, bu çok önemliydi. Önemli misafirlerin içinde vali beyin olma ihtimali de kuvvetle muhtemeldi ki, ona göre kendilerine çeki düzen verilsin.

Köye hayat veren Taşkesen’in çeşmesi bugün açılacaktı, köye, köylüye, köyün hayvanlarına, itine, koyununa, kuzusuna, ineğine hizmet verecekti. Gerçi çeşme uzun zamandır köylüye zaten hizmet veriyordu ama şehirde itibarı azalan Cemil vekilin yeni hizmete açılacak bir şey bulması gerekiyordu ki, vali bey imdadına yetişti. Taşkesen köyünün çeşmesi üç yıl önce yapılmıştı ama halen “resmi açılış” yapılmamıştı. Hayatında uğramadığı, oy dahi istemediği Taşkesen köyünün siyasi itibarını iade edeceğini rüyasında bile görmesi mümkün olmayan Cemil vekil, kaderin garip cilvesine sadece gülümsedi. Böylece Taşkesenliler de ilk kez Cemil vekili göreceklerdi. Nam-ı dillere destandı ama kendisini gören bir Taşkesenli olmamıştı.

Namazdan sonra köylü, köyün hemen girişinde beklemeye başladı. Birazdan misafirler gelirdi. Beklediler, beklediler, beklediler ama ne gelen vardı ne de giden. Taşkesenlilerde sabırdan çok ne vardı. Köyde zaman boldu, sabır da zamanla bir arada koşup duruyordu. Köyün delisinin sesi duyuldu, “Şehirde Cuma namazı geç kılınır”, köylü bu söze güldü tabi, niye Taşkesen ülkenin bir ucunda, şehir dediğin de diğer ucunda mıydı?

Evet dedi deli, Köyle şehir arasındaki kilometre mesafesine bakarsanız yanılırsınız. Köyümüz şehre yakın ama gönüllere çok uzak. İsterseniz bunu gelen heyetin yüreğine sorun.

Deliden aklı başında bir laf çıkmıştı ama Taşkesenliler bunun üzerine kafa yoracak durumda değildi ki, ufukta toz bulutu gözüktü. Henüz Cemil vekil köyü görmediğinden, köyün yolunu asfalt yapmak da kimsenin aklına gelmemiş, tozu dumana katan konvoy köye girmişti. Pata küte diye bütün araçların kapısı açıldı, selam duranlar, yol açanlar, yol verenler, köylüyü itenler, Cemil vekil ve vali beyi sağ salim tören alanına kavuşturdu. Gerçi bu arada birkaç köylü ezilme tehlikesi geçirdi ama bunun lafı dahi edilmezdi.

Konvoyda vali, Cemil vekil ve bürokratların dışında iki de gazeteci vardı. Gerçi hiçbir gazetede imzaları çıkmazdı, ama bütün gazetelerde haberleri manşetten verilirdi. Bunlar valinin ve Cemil vekilin basınıydı. Bunların görevi, onlara olan sevgi selini resimlemek ve bunu gazetelere servis etmekti. Bunun için canlarını hiçe sayıyor, alttan çekiyor, üstten çekiyor, yandan çekiyorlardı. Çekilir gibi değilse de çekiyorlardı. Bazen de kurguyla güzel kareler yakalıyorlardı. Valinin ve Cemil vekilin basını, bu gece servis edecekleri metnin yarın gazetelerde manşetten veriliş şeklini bile biliyorlardı; Vali ve Cemil vekile Taşkesen’den sevgi seli.

Sonra bu manşetler makasla bir güzel kesilecek, dosyalanacak ve başkentte yeni koltukların döşenmesine katkı sağlayacaktı. Çünkü bu sel, aynı zamanda Cemil vekilin itibarı, valinin de koltuğunun sağlama alınmasıydı. Cemil vekille birlikte Taşkesen’e gelen bütün bürokratların da koltuğunun yere sağlam vidayla vidalanmasıydı. Bu tablo ve bu tablonun gazetelere yansıması, kimleri kurtarıyordu, kimleri. Bunu bir tek Taşkesenliler bilmiyordu…

Onlar bilmese de, çeşmenin başında kurulan sofraya yemekler dizilmiş, platform haline getirilen yerde ise ses düzeni alınmıştı. Ses düzenini imam efendi camiden getirmiş, platformu da tezeklerle oluşturan kadınlar, üstüne kilimler sererek tezekleri kamufle etmişti.

Köyün ve köylünün her bir şeyi olan muhtar mikrofonun başına geçti. Cebinden bir kâğıt çıkararak dikkatli bir şekilde açtı. Bu kâğıt, odasına kapanmadan önce beşinci sınıfa giden kızından aldığı kâğıttı. Demek ki üç gündür inzivaya çekilmesinin sebebi bu konuşmayı hazırlamak içindi. Hanımı rahatladı, derin bir nefes aldı. Ağasının aklı yerindeydi, ona bir haller olmamış, önemli konuklara, önemli bir konuşma hazırlamak için uğraşıp durmuştu. İşini iyi yapardı ağa, sahip olduğu topraklardan da belliydi bu. Babasından aldığı topraklara yenisini eklemiş, Cemil vekili memnun ettiği takdirde daha yenilerini ekleme şansını elde edecekti.

 Önce imam efendi cihazı kontrol etti, bir.. iki.. üç.. ses… ses… ssss…sss… deneme… deneme ve sonunda cihazı sağlam olarak sesin sahibine, gücün sahibine, köyün sahibine, ağaya, muhtara ve Taşkesen’in medar-ı iftiharına teslim etti. Mikrofonu alan ağa, önce konukları gözüyle yokladı, sonra köylüye dönüyordu ki vazgeçti…

Cebinden çıkardığı konuşma metnini okumaya başlamadan önce boğazını temizledi, sonra da sırayla bütün konuklara hitap etti;

Sayın valim, sayın Cemil vekilim, sayın kaymakamım, sayın il belediye başkanım, sayın ilçe belediye başkanım, sayın jandarma komutanım, sayın genel sekreterim, sayın tarım müdürüm, sayın orman müdürüm, sayın nehir müdürüm, sayın çay müdürüm, sayın su müdürüm, sayın tapu müdürüm, sayın gençlik müdürüm, sayın spor müdürüm, sayın mal müdürüm (ağa mal müdürünü hiç sevmezdi, o nedenle mal kısmının üstüne iyice bastırdı, zaten kalemle yazarken de bastırmıştı, oh ne iyi etmişti), sayın ziraat odası başkanım…

Bu sayın ve bu sayım tam 15 dakika sürdü ve ardından da son cümlesi geldi; hepiniz Taşkesen köyümüze hoş geldiniz.

Büyük bir alkış koptu, hem de kızılca kıyamet bir alkış. Islık çalanlar, nara atanlar, bravo diyenler…

Koltukları sağlamlaşan sayın vali ve sayın Cemil vekil de çılgınca alkışlıyor, onları gören diğer konuklar da alkış yarışına katılıyordu. Cemil vekilin görmesini isteyenler de daha çok alkışla onun siyasi itibarının iadesine destek veriyordu.

Köyün öğretmeni “yav muhtar üç gün boyunca odaya kapanıp bu konuşmayı mı hazırladın, bana deseydin 5 dakikada güzel bir konuşma hazırlardım” demeye hazırlanıyordu ki kızılca kıyamet alkış tufanını görünce vazgeçti.

Çünkü ağa, konukların nabzını öğretmenden daha iyi bilecek düzeydeydi. Öğretmen daha bu yıl köye gelmişti, ağanın bütün nesli, kanı, canı bu köy ve bu şehre aitti. O kimin neyi duymak istediğini çok iyi bilirdi hem de çok iyi…

 

 
Etiketler: Kim, neyi, duymak, isterse…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Şubat 2019
Sevgiliye hediye almanın ince taktiği
579 Okunma.
29 Ocak 2019
Haydi çocuklar Sokağa!
848 Okunma.
16 Ocak 2019
Bozacı ve nohutçu
600 Okunma.
08 Ocak 2019
Trene binmek, vapurdan inmek!
492 Okunma.
02 Ocak 2019
Yanımdan geçip giden kimdi?
309 Okunma.
25 Aralık 2018
İstanbul’un camileri ve vaazları
459 Okunma.
04 Aralık 2018
Mutfakta garip şeyler oluyor
788 Okunma.
20 Kasım 2018
Tehlikeli adam
902 Okunma.
09 Kasım 2018
Bir zıpzıp; Necdet Kökeş
652 Okunma.
30 Ekim 2018
Bir deliyle söyleşi
646 Okunma.
26 Ekim 2018
Bir 12 Eylül Kazası
415 Okunma.
24 Temmuz 2018
Sana patronun kim olduğunu göstereceğim!
2443 Okunma.
11 Temmuz 2018
Yeni Kabine ve Hulusi Akar
730 Okunma.
04 Temmuz 2018
İdam isteyenlere üç güzel film
958 Okunma.
03 Temmuz 2018
Poşetleyin bu muzır dünyayı
667 Okunma.
28 Haziran 2018
Saza gelmeyin, gaza gelin!
587 Okunma.
25 Haziran 2018
Seçim sonucunu takip ederken…
629 Okunma.
22 Haziran 2018
Seçime bir kala...
460 Okunma.
19 Haziran 2018
Cumhurbaşkanı adayları…
521 Okunma.
18 Haziran 2018
Hangi insan?
406 Okunma.
29 Mayıs 2018
Gizemli kız ağlıyordu!
840 Okunma.
02 Mayıs 2018
Osman amcanın eşeği ve ilham!
1304 Okunma.
24 Nisan 2018
Bir Güneş Motel Olayı Öykünmesi
887 Okunma.
04 Nisan 2018
Hayata ‘bu pencereden’ bakın
4786 Okunma.
16 Mart 2018
Çiftliğinde boğ beni!
2038 Okunma.
07 Mart 2018
İK açısından kadın ayrımcılığı
908 Okunma.
06 Mart 2018
Sonunda korku kanseri oldum!
706 Okunma.
23 Şubat 2018
Bir şehri niye severiz?
1887 Okunma.
20 Şubat 2018
Bir zamanlar utanıyorduk…
822 Okunma.
14 Şubat 2018
Donacak halim kalmadı
1777 Okunma.
30 Ocak 2018
Gittikçe babama benziyorum
1507 Okunma.
16 Ocak 2018
Herkes doktor olursa…
1881 Okunma.
10 Ocak 2018
Yani delirmiş diyorsun!
986 Okunma.
25 Aralık 2017
Vapura binip deniz görmemek
981 Okunma.
23 Ağustos 2017
Amatör ruh ve profesyonellik
2867 Okunma.
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
1099 Okunma.
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
1018 Okunma.
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
1766 Okunma.
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
862 Okunma.
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
1093 Okunma.
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
859 Okunma.
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
1271 Okunma.
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
950 Okunma.
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
880 Okunma.
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
901 Okunma.
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
1008 Okunma.
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
914 Okunma.
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
1048 Okunma.
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
866 Okunma.
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
817 Okunma.
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
1054 Okunma.
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
1039 Okunma.
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
855 Okunma.
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
900 Okunma.
18 Mayıs 2017
Ezikliğe gönüllü olmak
977 Okunma.
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
4560 Okunma.
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
1191 Okunma.
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
1194 Okunma.
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
1441 Okunma.
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
1137 Okunma.
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
1158 Okunma.
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
1303 Okunma.
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
1272 Okunma.
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
1131 Okunma.
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
1067 Okunma.
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
1429 Okunma.
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
1065 Okunma.
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
1218 Okunma.
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
1316 Okunma.
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
1311 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
1820 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
1185 Okunma.
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
1322 Okunma.
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
1263 Okunma.
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
965 Okunma.
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
1132 Okunma.
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
1156 Okunma.
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
1549 Okunma.
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
1120 Okunma.
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
1278 Okunma.
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
1115 Okunma.
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
1147 Okunma.
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
1161 Okunma.
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
1189 Okunma.
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
1192 Okunma.
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
1267 Okunma.
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
1220 Okunma.
18 Haziran 2016
Ama o fakir
1073 Okunma.
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
1117 Okunma.
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
1390 Okunma.
15 Haziran 2016
O geliyor o!
1122 Okunma.
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
1162 Okunma.
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
1315 Okunma.
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
1208 Okunma.
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
1153 Okunma.
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
979 Okunma.
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
1150 Okunma.
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
1354 Okunma.
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
1194 Okunma.
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
1172 Okunma.
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
1164 Okunma.
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
1453 Okunma.
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
1098 Okunma.
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
1277 Okunma.
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
1523 Okunma.
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
1410 Okunma.
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
1165 Okunma.
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
1325 Okunma.
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
1243 Okunma.
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
1183 Okunma.
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
1289 Okunma.
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
1242 Okunma.
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
1114 Okunma.
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
1203 Okunma.
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
1300 Okunma.
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
1109 Okunma.
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
904 Okunma.
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
1278 Okunma.
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
1119 Okunma.
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
1139 Okunma.
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
1080 Okunma.
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
1106 Okunma.
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
1238 Okunma.
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
1160 Okunma.
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
1032 Okunma.
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
1123 Okunma.
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
1035 Okunma.
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
1229 Okunma.
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
1253 Okunma.
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
1213 Okunma.
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
1301 Okunma.
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
1238 Okunma.
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
1413 Okunma.
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
1172 Okunma.
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
1170 Okunma.
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
1317 Okunma.
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
1278 Okunma.
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
1513 Okunma.
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
1192 Okunma.
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
1043 Okunma.
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
1215 Okunma.
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
1319 Okunma.
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
1164 Okunma.
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
1228 Okunma.
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
1409 Okunma.
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
1258 Okunma.
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
1420 Okunma.
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
1277 Okunma.
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
1162 Okunma.
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1178 Okunma.
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1184 Okunma.
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
1173 Okunma.
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
1351 Okunma.
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
1289 Okunma.
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
1237 Okunma.
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
1419 Okunma.
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
1260 Okunma.
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
1331 Okunma.
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
1493 Okunma.
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
1235 Okunma.
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
1291 Okunma.
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
1254 Okunma.
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
1499 Okunma.
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
1415 Okunma.
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
1236 Okunma.
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
1404 Okunma.
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
1233 Okunma.
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
1385 Okunma.
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
1425 Okunma.
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
1278 Okunma.
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
1479 Okunma.
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
1306 Okunma.
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
1346 Okunma.
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
1317 Okunma.
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
1290 Okunma.
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
1324 Okunma.
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
1250 Okunma.
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
1404 Okunma.
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
1385 Okunma.
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
1511 Okunma.
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
1294 Okunma.
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
1438 Okunma.
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
1399 Okunma.
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
1479 Okunma.
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
1154 Okunma.
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
1240 Okunma.
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
1474 Okunma.
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
1297 Okunma.
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
1344 Okunma.
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
1451 Okunma.
Haber Yazılımı