0
Yazı Detayı
02 Mayıs 2018 - Çarşamba 18:48 Bu yazı 1298 kez okundu
 
Osman amcanın eşeği ve ilham!
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum.
Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. 
Osman amcalar evimize yakın bir yerde otururlardı. 
Evlerinin hemen önündeki tarlada bostan yaparak geçinirlerdi.
Osman amcanın eşeğiyle gezme fikri güzeldi ama bunun için 
Osman amcayı ikna etmek gerekiyordu, bu da çok kolay değildi. Kolay tarafı Osman amcanın beni sevdiğiydi. Ee sevgiyi sömüren ilk kişi ben değilim ya…
Osman amcanın evine gittim. Bahçede kasalara domates, salatalık, patlıcan gibi sebzeleri diziyor, eşi Halide abla da kendisine yardım ediyordu. “Osman amca…” dedim. Başındaki kasketi hafifçe kaldırarak bana baktı ve “Buyur Naif’im” dedi en babacan haliyle. Allah rahmet eylesin kendisi de eşi de çok iyi insanlardı.
“Babam eşeğinizi istedi” dedim. 
Benimki beyaz bir yalan değildi, kapkara bir yalandı, dümdük bir yalandı işte. Üstelik babamın eşekle işi olmaz, asla Osman amcanın eşeğini istemezdi:
 Bunun bir örneğine de hiç rastlanmamıştı. Adam bir memurdu ve haftanın beş günü daireye gider, iki günü de evde dinlenirdi. Ne bağı vardı, ne bostanı, ne de eşekle çekecek yükü. Ama Osman amca yalan mı, doğru mu diye hiç araştırmadı, sormadı, soruşturmadı.  Gözüyle eşeğin yerini gösterdi, alabileceğimi belirtti ve babama selam söylememi tembihledi. Halide ablanın selamı da annemeydi.
Çok kolay olmuştu, ben hiç böyle düşünmemiştim. Bunda bir aksiyon yoktu, heyecan yaşamamıştım ama olsun, eşeğin üstünde dıgıdık dıgıdık giderken acayip bir heyecan yaşayacaktım. Öyle de oldu.
Bir at, pardon bir eşek sürüşüm vardı ki, gören sanki Fatih’in Fedaisi Kara Murat şehre inmiş sanırdı. İyi ki o halimi Cüneyt Arkın görmedi, iyi ki görmedi!
Benim gibi bir çocuğun eşekle ne işinin olacağı bir yana, eşekle nereye gideceğim daha büyük bir sorundu.
 Bahçeden çıktım, bizim evin aksine doğru eşeği sürdüm. Annem, babam veya kardeşlerim beni eşeğin üstünde görsün istemiyordum.
 Hem ne cevap verecektim, yalanım ortaya çıkacaktı. Tabi hiç düşünmediğim şey, bir gün Osman amcayla babamın yan yana geldiğinde eşek mevzusunun açılacak olmasıydı. Ee o yaşta o kadar senaryoyu yazmak kolay mıydı, hem ben yazar mıydım senarist miydim, alt tarafı ilkokula giden bir çocuktum.
Eşeği şehir merkezine doğru sürmeye devam ettim, Atatürk Bulvarı, Gölbaşı Caddesi, Ulu Cami, Kap Cami, Bahçelievler derken bir de baktım Meram Sinemasının önündeyim. İster misin şimdi sinemada Fatih’in Fedaisi Kara Murat oynasın. 
Tıpkı benim gibi eşeğin, pardon atın üstünde zaferden zafere koşsun…
Sinemanın önünde eşeğin yularını çekerek durdurdum, bir çalımla indim, bir çalımla da yuları elektrik direğine bağladım ki görmek lazım. Aynı çalımla sinemaya girdim. İlginç olan sinemanın kapısı açıktı ve bilet soran da yoktu. İnsanlar içeriye giriyor, çıkıyor. 
Cüneyt Arkın’ın bir filminin oynamadığı aşikârdı da, bu serbestlik neyin nesiydi?
İçeriye girdim, herkes pür dikkat sahneye bakıyordu. Sahnenin ışığı yanıyor, diğer her taraf karanlık. Tıpkı sinema izler gibi ama sahnede sinema yoktu.
Bir adam sinema perdesinin önünde bir sağa gidiyor, bir sola. Bazen elini cebine koyuyor, bazen başını kaşıyor, bazen çenesine elini atıyor, bazen alnını ovuşturuyor. Sahnede bir de masa var. Masanın üzerinde küçük bir daktilo ve onun hemen yanında da samanlı kâğıtlar…
Yerde de çok sayıda buruşturulup atılmış kâğıtlar vardı. 
Ne kadar ayıp, insan yerde dağınık halde duran kâğıtları toplar bari. Burası çöplük mü, çöp kutusu yok mu, belediyemiz nerede, nerede bu devlet, nerede bu millet! Bu sinemacı da sinemasına hiç bakmıyor.
Sahnedeki adam gezmekten yorulmuş olmalı ki, masanın hemen önünde duran sandalyeye oturdu, masayı kendisine doğru çekti ve daktiloya yeni bir kâğıt taktı. Tık sesi geldi, sonra bir tık daha, sonra bir tık daha. 
Sadece üç harf yazdı, üç karakteri samanlı kâğıda geçirmiş oldu ve ardından kâğıdı sert bir hareketle daktilodan çekip aldı, buruşturup yere attı. Hımm, demek ki yerdeki buruşuk kâğıtların sebebi buydu.
 Ben de boş yere sinemacının günahını almıştım.
Adama bir koltuk bile vermemişler, şimdi biz şehrimizin misafirperverliğini nasıl anlatacağız. Koca şehirde bir koltuk yok mu ki, bu kuru sandalyeyi koca sanatçıya vermişler. Ne kadar ayıp ki, ne kadar ayıp.
Adam bir kez daha sahnede dolaşmaya başladı. Hiç konuşmuyor. Elini cebine atıyor, arkasında bağlıyor, başını kaşıyor, çenesini okşuyor, alnını ovalıyor ama hiç konuşmuyor. Herkes de pür dikkat bu adamı izliyor.
Eşek aklıma geldi, şimdi ne yapıyor, beni özledi mi? Eyvah, hiç düşünmemiştim ya birisi eşeği çalarsa.. ben Osman amcaya ne derim, babam bana neler der?
Sahnede aksiyon yok ama içimde aksiyonun en korkunç halleri kıpraşmaya başladı, birazdan kalbim heyecandan patlayacak. 
O korkuyla hemen sinemanın önüne çıktım, göz ucuyla eşeğime baktım, bağladığım yerde duruyor, şaşkın şaşkın sağa sola bakıyordu bizim eşek.
Neyse yeniden içeriye girdim ve sahnedeki adamı izlemeyi sürdürdüm. Çıt çıkmıyor, zaten adamın çıtı da çıkmıyor, izleyenlerin çıtı da çıkmıyor. O ara bir bağırtı geldi; Boyamın balına gel gardaş!
Bizim şerbetçi kalabalığı görünce coşmuş, meyan şerbeti satılsın diye elindeki zili çalıyor ve bir yandan da bağırıyordu. Sonra simitçinin bağırtısı geldi; küncülü kahke var! Sahnedeki adam hiç istifini bozmuyor, sesten etkilenmiyor gibiydi ama sanki içinden “sus be adam, sus” der gibiydi.
Adam yine sandalyeyi çekti, oturdu, masayı da kendine doğru çekti. 
Bu hareketi birkaç kez daha yapsa gidecek yeri kalmayacak. Yine daktiloya bir samanlı kâğıt taktı, yine daktilonun tuşlarına çat çut diye vurdu, yine sert bir hareketle çekip aldı, buruşturup attı.
Oyunu anlamaya başlamıştım. Adam bir yazardı ve bir eser yazmaya çalışıyor ama ilham gelmiyordu. Tam geliyor, yüzünü yarım gösterip ‘ciii’ ediyor ama yazmaya başlayınca uçup gidiyordu. Hain ilham, neredesin, geldinse birkaç kere vur!
Tabii sonra öğrendim şehrimize bir tiyatro gelmiş, tiyatro da sahnede oynanan oyunmuş. Gelen Abdullah Kars’mış ve oyunun adı da ‘Yazılamayan Eser’miş…
Ve bu benim hayatımda izlediğim ilk oyun, ilk tiyatro ve ilk sanatçıydı… 
Oyunu Abdullah Kars, bir Hac parasına Hekimoğlu İsmail’e yazdırmış, sonra da hikâyeyi tiyatroya uyarlamıştı. 
O parayı bana verseydi, ben Osman amcanın eşeğinin hikâyesini yazardım hem ilham gelir, aksiyonu bol olduğu için izleyenlerin heyecanı da doruğa çıkardı.
O gün karar verdim, ben ilhamımı hep yanımda taşıyacaktım. İlhamın keyfini bekleyecek değildim. Ne o şımartmışlar ilhamı, neredeyse başlarına çıkacak. Geleceksen gel kardeşim, ne nazlanıp duruyorsun?
Oyundan pek bir şey anlamamıştım. Çünkü oyunun tümünü izleme şansı bulamamıştım. Ama izlediğim kadarıyla oyun bana iyi bir ders vermiş, ufkumu açmıştı. 
Bir gün yazar olacaktım ve o gün ben ilhamın keyfini beklemeyecektim. Yanımdan ayırmayacak ve çok güzel hikâyeler yazacaktım ama asla bir daha Osman amcanın eşeğini bir yalanla alıp, şehri turlamayacaktım. Bana olan sevgiyi sömürmeyecektim!
İşte bunu bir daha yapmayacaktım, çok ayıptı…
Dediklerimin çoğunu yaptım. İyi hikâyeler yazma kısmını halen devam ediyorum. Bir gün iyi bir hikâye yazarsam, siz de iyi bir hikâye okumuş olacaksınız ama o gün ya ben olmayacağım ya siz! 

 
Etiketler: Osman, amcanın, eşeği, ve, ilham!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Mart 2019
Kim neyi duymak isterse…
91 Okunma.
15 Şubat 2019
Sevgiliye hediye almanın ince taktiği
565 Okunma.
29 Ocak 2019
Haydi çocuklar Sokağa!
839 Okunma.
16 Ocak 2019
Bozacı ve nohutçu
594 Okunma.
08 Ocak 2019
Trene binmek, vapurdan inmek!
484 Okunma.
02 Ocak 2019
Yanımdan geçip giden kimdi?
305 Okunma.
25 Aralık 2018
İstanbul’un camileri ve vaazları
454 Okunma.
04 Aralık 2018
Mutfakta garip şeyler oluyor
780 Okunma.
20 Kasım 2018
Tehlikeli adam
891 Okunma.
09 Kasım 2018
Bir zıpzıp; Necdet Kökeş
646 Okunma.
30 Ekim 2018
Bir deliyle söyleşi
637 Okunma.
26 Ekim 2018
Bir 12 Eylül Kazası
407 Okunma.
24 Temmuz 2018
Sana patronun kim olduğunu göstereceğim!
2434 Okunma.
11 Temmuz 2018
Yeni Kabine ve Hulusi Akar
726 Okunma.
04 Temmuz 2018
İdam isteyenlere üç güzel film
947 Okunma.
03 Temmuz 2018
Poşetleyin bu muzır dünyayı
663 Okunma.
28 Haziran 2018
Saza gelmeyin, gaza gelin!
583 Okunma.
25 Haziran 2018
Seçim sonucunu takip ederken…
624 Okunma.
22 Haziran 2018
Seçime bir kala...
453 Okunma.
19 Haziran 2018
Cumhurbaşkanı adayları…
508 Okunma.
18 Haziran 2018
Hangi insan?
402 Okunma.
29 Mayıs 2018
Gizemli kız ağlıyordu!
831 Okunma.
24 Nisan 2018
Bir Güneş Motel Olayı Öykünmesi
879 Okunma.
04 Nisan 2018
Hayata ‘bu pencereden’ bakın
4777 Okunma.
16 Mart 2018
Çiftliğinde boğ beni!
2034 Okunma.
07 Mart 2018
İK açısından kadın ayrımcılığı
903 Okunma.
06 Mart 2018
Sonunda korku kanseri oldum!
699 Okunma.
23 Şubat 2018
Bir şehri niye severiz?
1880 Okunma.
20 Şubat 2018
Bir zamanlar utanıyorduk…
816 Okunma.
14 Şubat 2018
Donacak halim kalmadı
1772 Okunma.
30 Ocak 2018
Gittikçe babama benziyorum
1504 Okunma.
16 Ocak 2018
Herkes doktor olursa…
1874 Okunma.
10 Ocak 2018
Yani delirmiş diyorsun!
980 Okunma.
25 Aralık 2017
Vapura binip deniz görmemek
978 Okunma.
23 Ağustos 2017
Amatör ruh ve profesyonellik
2862 Okunma.
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
1096 Okunma.
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
1013 Okunma.
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
1762 Okunma.
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
859 Okunma.
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
1090 Okunma.
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
853 Okunma.
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
1267 Okunma.
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
940 Okunma.
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
874 Okunma.
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
895 Okunma.
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
1002 Okunma.
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
910 Okunma.
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
1042 Okunma.
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
861 Okunma.
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
810 Okunma.
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
1045 Okunma.
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
1035 Okunma.
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
850 Okunma.
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
894 Okunma.
18 Mayıs 2017
Ezikliğe gönüllü olmak
971 Okunma.
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
4554 Okunma.
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
1188 Okunma.
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
1189 Okunma.
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
1436 Okunma.
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
1133 Okunma.
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
1155 Okunma.
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
1295 Okunma.
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
1268 Okunma.
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
1127 Okunma.
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
1063 Okunma.
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
1423 Okunma.
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
1059 Okunma.
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
1214 Okunma.
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
1311 Okunma.
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
1307 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
1811 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
1181 Okunma.
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
1308 Okunma.
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
1259 Okunma.
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
962 Okunma.
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
1127 Okunma.
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
1153 Okunma.
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
1534 Okunma.
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
1115 Okunma.
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
1273 Okunma.
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
1112 Okunma.
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
1144 Okunma.
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
1155 Okunma.
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
1185 Okunma.
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
1186 Okunma.
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
1261 Okunma.
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
1218 Okunma.
18 Haziran 2016
Ama o fakir
1068 Okunma.
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
1114 Okunma.
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
1385 Okunma.
15 Haziran 2016
O geliyor o!
1117 Okunma.
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
1159 Okunma.
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
1311 Okunma.
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
1204 Okunma.
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
1151 Okunma.
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
976 Okunma.
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
1145 Okunma.
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
1349 Okunma.
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
1190 Okunma.
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
1169 Okunma.
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
1156 Okunma.
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
1448 Okunma.
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
1094 Okunma.
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
1272 Okunma.
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
1517 Okunma.
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
1401 Okunma.
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
1158 Okunma.
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
1317 Okunma.
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
1237 Okunma.
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
1180 Okunma.
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
1285 Okunma.
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
1237 Okunma.
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
1107 Okunma.
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
1198 Okunma.
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
1294 Okunma.
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
1105 Okunma.
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
898 Okunma.
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
1273 Okunma.
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
1114 Okunma.
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
1132 Okunma.
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
1076 Okunma.
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
1099 Okunma.
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
1229 Okunma.
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
1154 Okunma.
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
1026 Okunma.
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
1117 Okunma.
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
1029 Okunma.
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
1223 Okunma.
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
1247 Okunma.
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
1206 Okunma.
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
1296 Okunma.
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
1232 Okunma.
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
1408 Okunma.
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
1167 Okunma.
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
1166 Okunma.
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
1309 Okunma.
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
1271 Okunma.
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
1503 Okunma.
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
1186 Okunma.
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
1033 Okunma.
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
1210 Okunma.
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
1317 Okunma.
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
1160 Okunma.
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
1225 Okunma.
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
1402 Okunma.
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
1254 Okunma.
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
1416 Okunma.
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
1273 Okunma.
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
1160 Okunma.
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1171 Okunma.
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1180 Okunma.
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
1168 Okunma.
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
1346 Okunma.
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
1285 Okunma.
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
1228 Okunma.
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
1404 Okunma.
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
1255 Okunma.
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
1326 Okunma.
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
1482 Okunma.
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
1230 Okunma.
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
1288 Okunma.
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
1242 Okunma.
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
1494 Okunma.
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
1399 Okunma.
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
1230 Okunma.
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
1399 Okunma.
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
1225 Okunma.
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
1379 Okunma.
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
1420 Okunma.
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
1271 Okunma.
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
1475 Okunma.
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
1301 Okunma.
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
1342 Okunma.
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
1309 Okunma.
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
1286 Okunma.
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
1318 Okunma.
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
1245 Okunma.
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
1393 Okunma.
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
1380 Okunma.
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
1504 Okunma.
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
1281 Okunma.
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
1431 Okunma.
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
1396 Okunma.
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
1473 Okunma.
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
1151 Okunma.
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
1237 Okunma.
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
1469 Okunma.
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
1292 Okunma.
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
1341 Okunma.
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
1445 Okunma.
Haber Yazılımı