Ayberk AYGÜN TOPLUMSAL İNTİHAR
Yazı Detayı
13 Nisan 2021 - Salı 00:00 Bu yazı 1212 kez okundu
 
TOPLUMSAL İNTİHAR
Ayberk AYGÜN
inanisgazetesi@gmail.com
 
 
Son zamanlarda özellikle bölgemizde de artan intihar vakaları dikkat çekici düzeyde. Bu haftaki yazımda bu konuyu hem sosyolojik hem de psikolojik boyutuyla ele almak istiyorum.
Bir olgu olarak intihar; sosyal bilimlerin birbirinden ayrışmasından bu yana sebep olan dönemsel farklılıklarıyla birlikte hem sosyolojinin hem de psikolojinin araştırma alanı içerisinde yer almıştır, almaya da devam edecektir. Çünkü bilimlerin amacı, ele aldıkları konularda ideale ulaşmaktır. Bu açıdan sosyal bilimler insanlığı ortaya koyduğu tezlerle ideale ulaştırana kadar çalışmaya devam edeceklerdir. 
Son zamanlardaki intihar vakalarındaki yoğunluk “y kuşağı” ve “z kuşağı” üzerinde. Öncelikle y ve z kuşaklarının neler olduğunu açıklayarak devam edelim.
Y kuşağı: 1980'li yılların başından 1990'lı yılların ortalarına kadar ya da 2000'lerin başlarına kadar olan süre zarfı içinde doğan kişilerin oluşturduğu kuşaktır. Y kuşağından olanlar her şeyin hızlı bir şekilde değişmeye başladığı bir dönemde yetiştikleri için yeniliklere kolay uyum sağlayabilen yapıdadırlar. Bunun dışında özgürlüklerine son derece düşkün, sorgulayıcı ve entelektüel bir yapıya sahiptirler. Y kuşağından olan bir birey özgürlüğünün kısıtlanmaya çalışıldığı, fikrinin önemsenmediği ve mutsuz olduğu ortamlarda oradan en kısa sürede ayrılma, uzaklaşma eğilimi gösterir. O yüzden halen maaşlı bir işte çalışan y kuşağı oranı fazla olsa da girişimcilikle ilgili muhakkak bir hedefleri ya da hayalleri vardır ve ona ulaşmak için her fırsatı değerlendireceklerdir. 
Z kuşağı ise; 1997–2012 yılları arasında doğan kişilerden oluşmaktadır. Z kuşağının genel özellikleri de; asla ekip çalışmasına gelemezler! Özgüvenleri son derece yüksek olan Z kuşağının özgürlük konusunda bir hayli keskin çizgileri vardır. Özgürlüklerine ve bağımsız olmaya karşı meyilleri vardır, hatta bu meyil düşkünlük boyutuna geçebilir. Özgürlüklerinin kısıtlanmasından ve konfor alanlarına müdahaleden hoşlanmazlar. Haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinde asla sessiz kalamazlar ve haklarını sonuna kadar savunurlar. Özgüvenleri o kadar yüksek seviyededir ki başaramayacakları bir şey olduğuna inanmazlar. Bununla birlikte; emek vermek, çaba harcamak, taviz vermek onlara çok uygun bir durum değildir. Çünkü her zaman hedefleri minimum çaba ile maksimum faydadır.  
Tüm bunlarla birlikte kendinden önceki nesilden daha iyi şartlara sahip olamayacak olan ilk nesil maalesef ki z kuşağı olacak. Dünya’nın şu an ki halini düşündüğümüzde; zaten pek çoğu için zorlayıcı bir eğitim sürecine maruz kalan z kuşağı bir de karşılığında büyük bir gelecek kaygısıyla karşılaşınca kendini sıkışmış, çaresiz, haksızlığa uğramış hissediyor. Haklarını sonuna kadar savunmak istiyorlar elbette ama… kimden? Ya da kime karşı?
Benzer durumlar y kuşağı içinde geçerli maalesef… y kuşağı bu hayatta çok bocalıyor. Anne-babalarının izinden gidip evlenmek yuva kurmak istiyorlar ama toplumsal ve ekonomik dinamikler değişmiş, y kuşağı içerisindeki boşanmalar özellikle son yıllarda son derece artmış durumda. Y kuşağı kendinden önceki nesli rol model alamayan ve yeni süreçlere kendi başına adapte olmak zorunda olan ilk nesil. E tabi elinde haritan yoksa ya da elindeki harita doğruyu gösteremiyorsa artık sık sık kaybolman çok normal. Sorgulayan, eleştiren, anlamaya çalışan bir beyne sahipseniz üstelik, maalesef ki(!) pek çok yanlışı kabullenemiyor, değiştirmek istiyor, bunu başaramayınca da çaresiz hissediyorsunuz. 
İntihar olgusuna geri dönecek olursak; beynimizin en temel görevi kişiyi ya da canlıyı hayatta tutmaktır. Sürüngen beynimizin en temel iki stratejisi de; “Ödüle yaklaş, cezadan kaç” ve “Kaç ya da savaş.”tır. Sürüngen beynimiz bunları organizmayı hayatta tutma stratejileri olarak kullanırken, nasıl oluyor da yaşamak ceza, ölüm ya da canlının kendi yaşamına kendi isteğiyle son vermesi ödül/kurtuluş oluyor. 
İntihar, tek önlenebilen ölüm sebebidir. Yaşadığımız yoğun dönemde kendimize o kadar odaklanmak zorunda kalıyoruz ki, çevremizdeki insanları iyi tanımamıza rağmen; hayatlarında nasıl bir dönemden geçtiklerini gözden kaçırıyoruz. İntihar girişimleri çoğu zaman yardım çığlığının feryada dönüşmüş şekilleridir. Bizler ancak bu feryat çığlığını duyduktan sonra, eğer sevdiğimiz kişi hayattaysa, ona daha çok özen ve ilgi göstermeye başlıyoruz. Aslında kişi intihar girişiminden önce kendi kendine içinde bulunduğu durumu defalarca kez tölere etmeye çalışıyor. Çünkü kaçmaya çalıştığı şey hayatına son vermek. Ancak böyle bir buhran dönemindeki kişinin bunu tek başına başarması neredeyse imkansız ve artarda gelen yıkımlar kişiyi kaçınılmaz son olan intihara yönlendiriyor.  İntihar bu açıdan genel anlamda hayattan zaten kopmuş, yaşamı ızdıraba dönüşmüş kişinin eyleme geçmesidir diyebiliriz. 
Başarılar için ödenen bedellerin karşılığını görmeye ihtiyacımız vardır. Hiç kimse ne yaparsa yapsın hasat edemediği bir tarla için çaba harcamak istemez ve vazgeçer. Normal durumlar içinde hayatın kendisini bir tarla olarak düşündüğümüzde çiftçiliğe yeni başlamış olan y ve z kuşakları ellerindeki tarladan ürün alamayacaklarını ya da farklı alternatiflerin de bolca emek gerektirdiğini, üstelik tatmin edici sonuçların da ortaya çıkmayacağını biliyor ve kabullenemiyorlar. Olayın bir diğer boyutu ise çoğu zaman yalnızlar ve çabalamaktan başka seçenekleri de yok. Tabi bu da genel anlamda bir dizi hayal kırıklığı ve başarısızlık içeriyor. İnsan bolca emek harcadığı hayatın en azından emeğine yakın karşılığını doğal olarak almak ister. Bu anlamda hem beklenen düzeyde karşılık alamamak hem de bunun için bolca çabalamak zihinsel anlamda sürekli bir ekstra çaba gerektirir ki; bu bir süre sonra çabalamaktan, daha sonraki aşamalarda da hayattan vazgeçmeye kadar gider.
Yapılması gerekenlere gelecek olursak; herkes ama herkes geleceğe baktığında olumlu bir şeyler görmek ister. Bu anlamda x ve y kuşağı olarak bizler z kuşağına kesinlikle bir özür borçluyuz. Çünkü henüz onların seçim şansları dahi yokken yaptığımız seçimlerden en çok onlar etkileniyor. Hadi bunu yapamadık, ARTIK  onları anlamalı, destek olmalı, kendilerini gerçekleştirmeleri için fırsat vermeliyiz. Y kuşağı olarak bizler çok bocalıyor olsak da z kuşağına göre görece iyi durumda olduğumuzu söyleyebiliriz. Üstelik bizler onlardan çok daha tecrübeliyiz. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki; toplumsal boyutlara ulaşmış sorunların, gelecekte de toplumsal etkileri olur. Örneğin y kuşağının pek çoğu evlilik ve çocuk yetiştirmekle ilgili olumsuz deneyimlere sahip oldu bile… Bu durumun z kuşağında vücut bulmuş hali ise evlilik ve çocuk yetiştirme düşüncesinden giderek uzaklaşmış olmaları. 
Öyle görünüyor ki; birkaç yıl içerisinde Atatürk’ün “Umudum gençliktedir.” sözüyle neyi kastettiğini kanıksamak zorunda kalacağız.
 
Etiketler: TOPLUMSAL, İNTİHAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı